<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim Teknik Teknoloji &#187; Arkeoloji</title>
	<atom:link href="http://www.teknik-bilim.com/category/arkeoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.teknik-bilim.com</link>
	<description>Bilim teknik, teknoloji haberleri, tarihi olaylar, bilimsel olaylar, merak edilen bilimsel gerçekler...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 May 2010 10:26:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Yerkabuğu Nedir? Yerkabuğunun Yapısı Nedir?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/yerkabugu-nedir-yerkabugunun-yapisi-nedir/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/yerkabugu-nedir-yerkabugunun-yapisi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 13:04:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya - Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[katılaşım kayaçları]]></category>
		<category><![CDATA[kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[mekanik kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[metamorfik kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[püskürük kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[sedimanter kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[sial]]></category>
		<category><![CDATA[sima]]></category>
		<category><![CDATA[taşkürenin yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[tortul kayaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[yerin yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[yerkabuğu]]></category>
		<category><![CDATA[yerkürenin yapısı]]></category>
		<category><![CDATA[yeryüzü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=295</guid>
		<description><![CDATA[Yerkabuğu Nedir? Yerkabuğunun Yapısı Nedir? Yerkabuğunu Oluşturan Katmanlar Hangileridir?
Yeryüzü birbirinden çok farklı yerşekillerinden oluşur. Yeryüzü şekilleri iç ve dış kuvvetlerin etkisi ile sürekli olarak değişir. Bazı yerlerde yerşekilleri aşınarak ortadan kalkar, bazı yerlerde yeni yerşekilleri oluşur. Yerşekillerinin oluşumunda gerekli olan enerjiyi yerkabuğunun altındaki mantodan alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. Mantonun üzerinde bulunan kıtalar, magmanın yatay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-296" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="yerkabugu" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/yerkabugu.jpg" alt="yerkabugu" width="215" height="219" />Yerkabuğu Nedir? Yerkabuğunun Yapısı Nedir? Yerkabuğunu Oluşturan Katmanlar Hangileridir?</strong></em></p>
<p>Yeryüzü birbirinden çok farklı yerşekillerinden oluşur. Yeryüzü şekilleri iç ve dış kuvvetlerin etkisi ile sürekli olarak değişir. Bazı yerlerde yerşekilleri aşınarak ortadan kalkar, bazı yerlerde yeni yerşekilleri oluşur. Yerşekillerinin oluşumunda gerekli olan enerjiyi yerkabuğunun altındaki mantodan alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. Mantonun üzerinde bulunan kıtalar, magmanın yatay ve dikey hareketlerine bağlı olarak yer değiştirirler. Bu olay bazı kıtaları birbirine yaklaştırarak, okyanus çanaklarının daralmasına yol açar. Bazı yerlerde ise kıtalar birbirinden uzaklaşır, buna bağlı olarak okyanuslar genişler. Sonuçta bu kıta hareketleri okyanus çanaklarının oluşmasına, dağların meydana gelmesine, depremlere vs. yol açar. iç kuvvetlerin oluşturduğu yerşekillerini aşındıran, ortadan kaldıran ve yeni yerşekillerinin oluşmasına yol açan kuvvetlere de dış kuvvetler denir. Bu olayları daha iyi anlayabilmek için yerkürenin katmanlarını ve katmanların özelliklerini kısaca gözden geçirelim.</p>
<p><strong>Yerküre ve Katmanları</strong><br />
Yerküre, yeryüzünden yerin merkezine doğru yerkabuğu, manto ve çekirdek denilen üç katmandan oluşur. Bunların fiziksel ve kimyasal özellikleri birbirinden farklıdır. Yeryüzünden yerkürenin merkezine doğru inildikçe yoğunluk, sıcaklık ve basınç artar.</p>
<p><strong>A) Yerkabuğu (Taşküre)</strong><br />
Yerküreyi çepeçevre örten kabuğa litosfer (taşküre) ya da yer kabuğu denir. Halen kızgın ve hamurumsu bir yapıda bulunan mantonun üzerinde, adeta yüzer halde bulunan yerkabuğunun kalınlığı her yerde aynı değildir. Yer kabuğunun kalınlığı karalarda ortalama 30-40 km, deniz ve okyanus diplerinde ise yaklaşık 8-10 km’dir.<br />
Yer kabuğu, yer yuvarlağının en ince ve yoğunluğu en az olan tabakasıdır. Yer kabuğunun sıcaklığı mantoya doğru inildikçe 33 metrede 1 °C artmaktadır. Ancak sıcaklıktaki bu değişim yeraltı suyu, taşlar, vb faktörlerin etkisi ile düzenli olmayabilir.</p>
<p>Yer kabuğu; bileşimleri ve yoğunlukları farklı iki katmandan oluşur:</p>
<p><strong>1.    Sial</strong><br />
Canlıların üzerinde yaşadığı katmandır. Bileşiminde yoğun olarak silisyum (Si) ve alüminyum (Al) bulunduğu için “sial” adını almıştır. Tamamen katılaşmış halde bulunan bu tabakanın yoğunluğu 2,7 gr/cm3 tür. Sial tabakası okyanus tabanlarında ince, karalarda ise kalındır.</p>
<p><strong>2.    Sima</strong><br />
Sial tabakasının altında bulunur. Bileşiminde silisyum (Si) ve magnezyum (Mg) yoğun olarak bulunduğu için “sima” ismini almıştır. Sial tabakasındaki taşlara göre yoğunluğu biraz daha artmış ve 3,3 gr/cm3 olmuştur.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-297" title="yerkabugu2" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/yerkabugu2.jpg" alt="yerkabugu2" width="437" height="211" /></p>
<p><strong>Yerkabuğunu Oluşturan Kayaçlar (Taşlar)</strong><br />
Yerkabuğu içerisinde yer alan elementler bir araya gelerek mineralleri oluşturmaktadır. Minerallerin katı halde bir araya gelmesiyle de kayaçlar (taşlar) oluşmaktadır.<br />
Yerkabuğunu oluşturan kayaçlar üç ana gruba ayrılarak incelenebilir. Bunlar; püskürük (katılaşım) kayaçlar, tortul kayaçlar ve başkalaşım (metamorfik) kayaçlarıdır. Jeolojik zamanlarda milyonlarca yıl içerisinde bu kayaçlar birbirlerine dönüşebilmektedir. Kayaç döngüsü denilen bu olayda mevcut kayaçlar yerin derinliklerine inerek magmaya ulaşır ve burada erir. Sonra bu kayaçlar magma ile birlikte çeşitli şekillerde yeryüzüne çıkarak soğurlar. Böylece püskürük (katılaşım) kayaçları oluşur. Katılaşım kayaçları zamanla çözülerek erozyona uğrar.</p>
<p>Akarsular, rüzgarlar, dalgalar ve buzullar gibi kuvvetlerin etkisi ile parçalanan bu kayaçlar taşınarak yerkabuğunun çukur alanlarında birikirler. Böylece tortul kayaçlar oluşur. Katılaşmış kayaçlar ile tortul kayaçlar yerkabuğu hareketleri sırasında yüksek sıcaklık ve basıncın etkisi ile başkalaşım (metomorfik) kayaçlarına dönüşmektedir.</p>
<p>Kayaçlar oluşumlarına göre üç gruba ayrılır:</p>
<p><strong>1. Püskürük (Katılaşım) Kayaçları</strong><br />
Magmanın soğuyup katılaşması sonucunda oluşan taşlardır. Yerkabuğundaki oluşum yerine göre iki kısma ayrılır. Yandaki resimde graniti görmektesiniz.</p>
<p><strong>a. İç Püskürük Kayaçlar</strong><br />
Magmanın yeryüzüne ulaşmadan, yerkabuğu içerisinde yavaş yavaş soğumasıyla oluşan taşlardır. Bu taşlar her ne kadar oluşum itibariyle yer altında dağılış gösterseler de, dış kuvvetlerin üstteki tabakayı aşındırmasıyla bazı yerlerde yüzeye çıktıkları görülür. Bunların başlıcaları granit, siyenit, diyorit ve gabrodur.</p>
<p><strong>b. Dış Püskürük Kayaçlar</strong><br />
Magmanın yeryüzüne çıkıp katılaşması ile oluşan taşlardır. Başlıca dış püskürük taşlar; bazalt, obsidyen (volkan camı), andezit, süngertaşı ve trakit’tir. Püskürük kayaçlar çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Örneğin; andezit, bazalt ve sünger taşı gibi kayaçlar inşaat, ısı yalıtımı gibi alanlarda kullanılmaktadır. Yandaki resimde bazaltı görmektesiniz.</p>
<p><strong>2. Tortul (Sedimanter) Kayaçlar</strong><br />
Yeryüzünde fiziksel (mekanik) veya kimyasal ayrışma ile aşınan malzemeler, dış kuvvetler tarafından taşınarak deniz ve göl tabanları ile vadi ve ova yüzeyinde biriktirilirler. Bunlar başlangıçta yumuşak ve ufalanabilir haldedir. Ancak, daha sonra sertleşirler ve taş halini alırlar. Tortul taşlar birikmenin sonucu olarak, genelde tabakalı yapıya sahiptirler. İçlerinde fosil bulundururlar. Fosiller tortul tabakaların oluşum dönemi ve özellikleri ile ilgili bilgi edinmede kullanılır.</p>
<p>Tortul kayaçlar oluşumlarına göre üçe ayrılır.</p>
<p><strong>a.    Mekanik (Kırıntılı) Tortul Kayaçlar:</strong><br />
Akarsular, rüzgârlar, buzullar ve dalgalar gibi dış kuvvetler tarafından aşındırılan malzemenin, yeryüzünün çukur yerlerinde tabakalar halinde biriktirilmesi sonucu oluşurlar. Bu taşların başlıcaları kiltaşı, çakıltaşı (konglomera) ve kumtaşıdır.</p>
<p><strong>b.    Kimyasal Tortul Kayaçlar:</strong><br />
Suda çözünerek eriyen minerallerin daha sonra çökelmesi ile oluşurlar. Kalker (kireçtaşı), jlps(alçıtaşı) ve kayatuzu kimyasal tortul taşlardır. Başkalaşım kayaçlarından mermer inşaat sektöründe, elmas ise ziynet eşyası olarak kullanılmaktadır. Yandaki resimde kalkeri görmektesiniz.</p>
<p><strong>c. Organik Tortul Kayaçlar</strong><br />
Çeşitli hayvansal ve bitkisel kalıntıların üstüste birikerek zamanla taşlaşması sonucu oluşurlar. Taşkömürü, linyit, turba gibi kömürler, mercan kalkeri ve tebeşir organik tortul taşlardandır.  Taşkömürü, linyit gibi organik taşlar ısınma amaçlı ve elektirik enerjisi üretmede kullanılır.</p>
<p><strong>3. Başkalaşım (Metamorfik) Kayaçları</strong><br />
Katılaşım ya da tortulanma sonucunda oluşan taşların yüksek sıcaklık ve basıncın etkisiyle kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğraması, başkalaşması sonucu oluşan taşlardır. Yandaki resimde gnaysı görmektesiniz.</p>
<p><strong>B.    Manto</strong><br />
Yerkabuğunun altında bulunan kızgın, hamurumsu yapıya sahip akışkan lavlardan oluşan tabakaya denir. Yerkabuğunun hemen altında lavlar yatay yönde hareket ederler. Bu olayın olduğu yerlerde yerkabuğu parçaları (kıtalar) sürüklenir. Bu durum kıtaların yer değiştirmesine, okyanuslarda değişikliğe, volkanizmaya, depremlere ve dağ oluşumlarına yol açar. Bundan da anlaşılabileceği gibi iç kuvvetlerin kaynağı mantodur. Mantonun sıcaklığı yaklaşık 1200 °C’yi bulmaktadır.</p>
<p><strong>C.    Çekirdek</strong><br />
Yerkabuğunun iç kısmını oluşturur. Yoğunluğu ve kalınlığı en fazla olan katmandır. Dış ve iç çekirdek olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dünya’nın merkezinde sıcaklık 4500 – 5000 °C’yi bulmaktadır.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=295&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/yerkabugu-nedir-yerkabugunun-yapisi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kutsal Kase Nedir? Kutsal Kasenin Gizemi Nedir?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/kutsal-kase-nedir-kutsal-kasenin-gizemi-nedir/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/kutsal-kase-nedir-kutsal-kasenin-gizemi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 15:58:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[antika]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[kutsal kase]]></category>
		<category><![CDATA[Sangreal Belgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[şifre]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>
		<category><![CDATA[sngreal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=263</guid>
		<description><![CDATA[Kutsal Kase Nedir? Kutsal Kasenin Yeri Neresidir? Kutsal Kasenin Gizemi Nedir? Gerçekte Sadece Antika Bir Kadeh mi?
Kutsal Kase, Son AkşamYemeği’nde Hz. İsa’nın içmek için kullandığı ve Arimatealı Yusuf’un çarmıha gerilen Hz. İsa’nın kanını doldurduğu kadeh olarak bilinmekteydi. Kutsal Kase, Hz. İsa’nın kadehi olarak kabul ediliyordu.
Tarihte “Sangreal Belgeleri” adıyla anılan belgeler de inanışa göre Kutsal Kase [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-264" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="kutsal-kase" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/kutsal-kase.jpg" alt="kutsal-kase" width="159" height="196" />Kutsal Kase Nedir? Kutsal Kasenin Yeri Neresidir? Kutsal Kasenin Gizemi Nedir? Gerçekte Sadece Antika Bir Kadeh mi?</strong></em></p>
<p>Kutsal Kase, Son AkşamYemeği’nde Hz. İsa’nın içmek için kullandığı ve Arimatealı Yusuf’un çarmıha gerilen Hz. İsa’nın kanını doldurduğu kadeh olarak bilinmekteydi. Kutsal Kase, Hz. İsa’nın kadehi olarak kabul ediliyordu.</p>
<p>Tarihte “Sangreal Belgeleri” adıyla anılan belgeler de inanışa göre Kutsal Kase ile birlikte gömülmüştü. Belgelerin bin yıldır Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğuna inanılıyor. Tapınak Şövalyeleri’nin sahip olduğu kudretin kaynağı olarak Kutsal Kase gösteriliyor.</p>
<p>Tapınak Şövalyeleri’ne göre Kutsal Kase bir kase değil. Kase efsanesinin yani ayinde kullanılan kadehin dahice düşünülmüş bir alegori olduğunu iddia ediyorlar. Belki de Kutsal Kase efsanesindeki ayinde kullanılan kadeh, başka bir gücün cisimleşmiş halidir. Kutsal Kase insanlık tarihinin en çok aranan hazinesidir. Efsanevi Kase hikayelere, savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara neden olmuştur.<br />
Hz. İsa, Tanrı’nın oğlu değil bir peygamberdi. İmparator Konstantin, Roma iktidarının gücünü pekiştirmek için Hz. İsa’yı Tanrı’nın oğlu konumuna yükseltti ve Yeni Ahit’i bu tanrılaştırma tezini destekleyecek bir şekilde hazırlattı. Hz. İsa, Magdalalı Meryem ile evliydi ve çarmıhta can verirken, Meryem, Hz. İsa’nın çocuğuna hamileydi. Kutsal Kase’yle simgelenen, Hz. İsa’nın son yemekte kullandığı kase değil, aslında Magdalalı Meryem’in rahmiydi. Hz. İsa’nın fiziksel bir soyu vardı ve bu soyun, kimliğini gizleyerek günümüze dek varlığını sürdürdüğü ve Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğu iddia edilmekteydi.</p>
<p><strong>Kutsal Kase’nin yeri bulundu mu?</strong></p>
<p>İngiliz şifre uzmanları, Staffordshire bölgesindeki küçük bir anıtın üzerinde bulunan esrarengiz yazıttan yola çıkarak İsa’nın ‘Kutsal Kase’sinin yerini belirlediklerini iddia ettiler.<br />
İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların şifreleme makinesi ‘Enigma’yı çözen Bletchley Park adlı merkezde görevli uzmanların bu keşfi yakında açıklamaları bekleniyor.</p>
<p>İngiliz uzmanlar, Staffordshire bölgesinde bulunan ‘Çobanın Anıtı’nın üzerindeki harflerin sırrını çözebilmek için mayıs ayından beri çalışıyor. Anıtın üzerinde ‘D OUOSVAVV M’ harfleri bulunuyor ve bu harflerin taşıdığı gizin insanları Kutsal Kase’nin yerine götüreceğine inanılıyor. Yaklaşık altı aydır bu harflerin sırrını çözmeye çalışan Bletchley Park’ın şifre kırıcılarının 250 yıllık gizi çözdüğü düşünülüyor. Anıtın bulunduğu bölge, turist akınına uğrarken, dünyanın dört bir yanından deneyimli ve deneyimsiz şifre çözücüler de bu şifreyi çözebilmek için uğraşıyor.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=263&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/kutsal-kase-nedir-kutsal-kasenin-gizemi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih Öncesi Dev Solucanlar Bulundu</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/tarih-oncesi-dev-solucanlar-bulundu/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/tarih-oncesi-dev-solucanlar-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 15:49:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[dev yaratıklar]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[prehistorik]]></category>
		<category><![CDATA[solucan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih öncesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[
Tarih öncesi devrin inanılmaz ebatlardaki dev solucanları bilimadamları tarafından bulundu.
Bilim insanları, dev prehistorik solucanların var olduğuna dair kanıtları sonunda buldular.
Devon, Torbay yakınlarında yapılan araştırmalarda 260 milyon yıl öncesine ait olduğu öğrenilen dev solucan delikleri bulundu.
1 metre boyunda, 15 cm genişliğinde olduğu belirtilen dev solucanların, sonradan filme de çekilen ünlü bilimkurgu romanı Dune’daki solucanlara benzediği düşünülüyor.
Sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-260" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="solucan" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/solucan.jpg" alt="solucan" width="230" height="175" /></p>
<p><em><strong>Tarih öncesi devrin inanılmaz ebatlardaki dev solucanları bilimadamları tarafından bulundu.</strong></em></p>
<p>Bilim insanları, dev prehistorik solucanların var olduğuna dair kanıtları sonunda buldular.</p>
<p>Devon, Torbay yakınlarında yapılan araştırmalarda 260 milyon yıl öncesine ait olduğu öğrenilen dev solucan delikleri bulundu.</p>
<p>1 metre boyunda, 15 cm genişliğinde olduğu belirtilen dev solucanların, sonradan filme de çekilen ünlü bilimkurgu romanı Dune’daki solucanlara benzediği düşünülüyor.</p>
<p>Sadece beslenmek için yer yüzüne çıkan bu dev solucanların şimdiye kadar bilinenin dışında bir yaşam formu olduğunu söylüyor bilim insanları.</p>
<p>1965 yılında Frank Herbert’in kaleme aldığı bilim kurgu kitabı Dune dev solucanların hayati önem taşıdığı bir çöl gezegenini anlatıyordu.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=259&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/tarih-oncesi-dev-solucanlar-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Loch Ness Canavarı Bulundu</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/loch-ness-canavari-bulundu/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/loch-ness-canavari-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 12:12:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[dinozor]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[iskoçya]]></category>
		<category><![CDATA[Loch Ness]]></category>
		<category><![CDATA[Loch Ness Canavarı]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere&#8217;de bir kanalda, 150-200 milyon yıllık fosil bulundu.
3,5 metre boyundaki fosilin % 70 i tamamlanmış durumda. Uzun boynu keskin dişleri ve görünümüyle 1934 yılında fotoğraflarla ortaya çıkan İskoçya&#8217;nın Ness gölündeki Locsh Ness canavarına benzemekte.
İngiltere&#8217;nin &#8220;Jurrasic kıyıları&#8221; olarak bilinen Monmouth plajında bulunan 3,7 metrelik Plesiosaur fosilinin bir araya getirilmesi için arkeologların aylarca çalıştığı ifade edildi.
Uzun ince [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-233" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="loch-ness-canavari" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/loch-ness-canavari1.jpg" alt="loch-ness-canavari" width="203" height="169" /><em><strong>İngiltere&#8217;de bir kanalda, 150-200 milyon yıllık fosil bulundu.</strong></em></p>
<p>3,5 metre boyundaki fosilin % 70 i tamamlanmış durumda. Uzun boynu keskin dişleri ve görünümüyle 1934 yılında fotoğraflarla ortaya çıkan İskoçya&#8217;nın Ness gölündeki Locsh Ness canavarına benzemekte.</p>
<p>İngiltere&#8217;nin &#8220;Jurrasic kıyıları&#8221; olarak bilinen Monmouth plajında bulunan 3,7 metrelik Plesiosaur fosilinin bir araya getirilmesi için arkeologların aylarca çalıştığı ifade edildi.</p>
<p>Uzun ince bir boyuna ve kuyruğa sahip olan deniz sürüngeni, okyanusta dört yüzgeci ile süzülürken, ustura keskinliğindeki dişleri ile avlanıyordu.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-235" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="nessie" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/nessie1.jpg" alt="nessie" width="191" height="230" />Loch Ness Canavarı</strong></p>
<p>Canavardan ilk söz eden kişi İrlandalı Aziz Columbadır. Aziz Columba sandalla karşı sahile geçerken canavar suların içinden yükseldiğini, ağzı açık ve kükrediğini söyledi. Böylece 1400 yıllık bir efsane başlamış oldu, yüzyıllar boyunca öğretmenler, denizciler, rahipler, bir Nobelli bilim adamı, muhasebeciler ve daha sayısız inandırıcı tanık&#8230;Tümü Loch Ness Gölü´nün canavarını gördüler ve anlattılar. Yüzyılımızda zoologlar ve doğa bilimciler onu görmek için çok çaba gösterdiler ama Loch Ness Canavarı´nı daha onu aramayanlar gördü. Örneğin, bir ormancı olan Lachlan Stuart 1951 yılında bir sabah erken saatlerde ineğinden süt sağarken, gözü göle ilişti. Suyun üzerinde üç büyük kambur vardı, hareket ediyordu ve sahile doğru geliyordu. Stuart eve koşarak, fotoğraf makinesini ve bir yakınını yanına alarak geri döndü ve canavar yok olmadan önce tek bir kare resim çekebildi. Bu fotoğraf daha sonra diğer fotoğrafların yanında yerini alacaktı. 1960´da fotoğrafçı Tim Dinsdale ilk hareketli filmi çekti, kendisi bir havacılık mühendisiydi, göl kıyısındaki küçük bir teknede yaşıyordu.</p>
<p>Bir garip fotoğrafçı</p>
<p>1961 yılında BBC Radyosu Loch Ness Gölü’nde, dev bir deniz yılanının görüldüğü haberini verince büyük olay başladı.1970 yılına kadar birçok kez Nessie´yi görenler oldu ve hala tartışılan fotoğraflar, filmler çekildi. Ama henüz uzmanlar ortaya çıkmamıştı. Derken 1971´de bir bomba patladı; Lenny adlı bir fotoğrafçının Loch Ness’de çektiği birkaç makara film Daily News Gazetesi’ne verilmişti. Filmler banyo edildikten sonra bir tarafta unutuldu; ta ki bir zaman sonra Doc Shiels adlı bir editörün eline geçinceye kadar. Shiels, filme baktığında Nessie´nin çok belirgin fotoğraflarının çekilmiş olduğunu gördü. Bir tanesini banyo etti ve ortaya dünyaca ünlü fotoğraf çıktı. İşte gizem ve modern mit bu noktada başladı; Önce çektiği fotoğrafları bir köşeye atan fotoğrafçı Lenny arandı ama bulunamadı. Üstelik adamı kimse tanımıyordu. Tek bilinen şey kırk yılda bir gazeteye çektiği fotoğrafları getirip bıraktığı ve bir zaman sonra yine gelip parasını istediğiydi. Hiçkimse nerede oturduğunu bilmiyordu; Lenny bir daha hiç gelmedi ve asla bulunamadı, neyi gördüğü ise kendisine sorulamadı. Ardından fotoğraflar gazete arşivinden yokoldu, ortalık birbirine girdi ama sonuç yoktu, negatifler ve basılı resimlerin bulunduğu zarf sanki uçmuştu. Aynen çok belirgin olduğu söylenen bazı UFO veya uzaylı filmlerinin kaybolmaları olaylarında olduğu gibi&#8230;Geriye sadece resimleri ilk bulan Shiels´in elindeki fotoğraf kalmıştı. Ne olmuştu? Gizem hala çözülmüş değil, ama Nessie artık iyice efsane olmuştu. 1961 yılında Loch Ness Fenomenini Araştırma Bürosu kuruldu. İki doğabilimci, bir parlamento üyesi biraraya gelerek büroyu organize ettiler. O güne kadar elde edilen herşeyi tüm dokümantasyonu toplayıp, biraraya getirdiler. Bu olay ciddi bir araştırma döneminin başlangıcıydı.</p>
<p>Bilim Nessie´yi kabul ediyor.</p>
<p>1960´da garip bir olay daha yaşandı, 15 metrelik Finola Yatı gölde dolaşırken, geceyarısı birdenbire sarsıldı. Yattakiler suya baktıklarında suların yükselip alçaldığını ve yüzeyin hemen altında büyük bir cismin hareket ettiğini gördüler. Teknenin altında birşey vardı ve canlıydı. Sonra birden herşey sakinleşti. Kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Finola olayı kayıtlara geçen en önemli olay oldu. Ama hemen ardından yapılan araştırmalar sonuç vermedi; Nessie yoktu. 1969´da modern cihazlarla donatılmış Pisces ve sonarı olan tek kişilik Viperfish denizaltıları gölü olabildiğince taradılar. Önceleri birşey bulunamadı ama Pisces, Urquhart Şatosu´nun kıyısından geçerken derinliğin değiştiğini farketti. Dalış yapılınca dev bir su altı mağarasının varlığı bulundu. İçine girmek mümkün değildi. Burası Nessie´nin evi miydi? Belki ama o yoktu, sonra efsanenin sonu diye bir açıklama yapılarak araştırmadan vaz geçildi. Ekim 1975´de doğabilimci Sir Peter Scott canavarın varolduğunu açıklayınca ortalık yine karıştı. ABD´den Massachusetts Araştırmalı Bilimler Akademisi Başkanı Akademi´den Robert Rines, 16 mm´lik bir sualtı kamerasıyla her 75 saniyede bir çekim yaparak gölü taradı. Ama yine Nessie´ye raslanmadı.</p>
<p>Bu arada İngiltere Hükümeti, Vahşi Hayvanları Koruma Yasası´nı uygulayarak Nessie´yi koruma aldığını ilan etti. Yine 1975 yılında, Amerika´da Boston´da bulunan Bilimler Akademisi’nden gelen uzmanlar foto-sonar tekniği ile çektikleri su altı fotoğraflarını bilgisayar aracılığı ile resimlediler ve bir bomba daha patladı; teknoloji bir yaratığı yakalamıştı. Nessie vardı ve yaşıyordu&#8230; Aynı yıl ünlü &#8220;National Geographic Society&#8221; bir araştırma düzenledi. Sonarla tüm göl tarandı ama birşey bulunamadı fakat gölde balık sayısının çok az olduğu görüldü. Uzmanlara göre gizemli Nessie dinozorlar çağından kalma bir Plesiosaur´du ama nasıl ve nerede yaşıyordu? Fakat, daha öteye gidilemedi. Sir Peter Scott´a göre Nessie balıkla besleniyordu ve 70 milyon yıllık bir canlıydı.</p>
<p>Nessie yakalanıyordu ama para yetmedi&#8230;</p>
<p>1987 yılında, 24 motorlu tekneden oluşan bir filo sonarlarla gölü tarayarak araştırdılar. Araştırma sırasında, 60 metre derinlikte hareket eden büyük bir cismin varlığı saptandı. Ya Nessie bulunmuştu ya da dev bir fok oradaydı. Ama araştırma sürdürülemedi, o ana kadar yaklaşık 1 milyon Pound harcanmıştı, ötesi finanse edilemedi. Gizem çözülememişti. Aslında Nessie tek değildi. Kuzey İskoçya´nın başka göllerinden de canavar ihbarları uzun zamandır gelmekte. Gairloch ve Cromarty´de ormanlarda yaşayan gri renkli dev bir yaratıktan söz ediliyordu, hatta üç adam saldırıya uğramışlardı. Bir diğer göl olan Loch Morar´da olduğu söylenen Mhorag, tariflere göre, bir fil biçiminde, 9 metre uzunluğunda, dört kamburu olan, yılan başlı, dört ayaklı bir yaratıktır. İrlanda´da da göl canavarları bölgesel folkörün bir parçasıdır, bu geleneksel inanç, İskandinavya´da, İzlanda´da ve hatta ABD´de de British Columbia kıyılarında da görülür. Tüm bunları harita üzerinde işaretlerseniz bir canavar kuşağının oluştuğunu görürsünüz. Kısacası Loch Ness´in Nessie´si yanlız değildir, binlerce yıllık bir inancın belki de yaşayan bir simgesidir.</p>
<p>Aradan yıllar geçti, sayısız araştırma yapıldı, su altı araçları indirildi, balık adamlar gölün hemen her tarafını taradılar ama birşey yoktu. Nessie yine kayıplara karışmıştı. O günden beri Nessie görülmedi, şimdi Loch Ness’deki Nessie Araştırma Kurumu hala çalışıyor, birçok turistik reyon var ve Loch Ness dünyanın en çok turist çeken yerleri arasında ilk ona giriyor. Nessie uzmanların ulaştığı sonuçlara göre vardı, şimdi yok veya bir başka yerde ya da dev yeraltı tünellerinin birisinde ölüp kaldı. Bir başka ihtimal daha akla gelmiyor değil, eğer uydurma değilse ve çok küçücük bir doğruluk payı varsa Nessie acaba Van Gölü’nde mi! Dünya sayısız gizemle dolu, ama ortaya iki sonuç çıkıyor; birincisi alışılmışın ötesinde her an her şey olabilir; ikincisi ise, batının turizm konusundaki inanılmaz başarısı.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=234&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/loch-ness-canavari-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır Piramitlerinin Taşıdığı Gizem!!</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-tasidigi-gizem/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-tasidigi-gizem/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 10:06:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[gize piramitleri]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[gizemli olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[keops]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitleri]]></category>
		<category><![CDATA[piramitler]]></category>
		<category><![CDATA[sfenks]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[
Mısır piramitlerinin sırrı, taşıdıkları gizem nedir? Nasıl yapılmışlardır?
Dünyanın yedi harikasından biri olup günümüze  kadar zarar görmeden ayakta kalabilmeyi başarabilmiş tek yapı Mısır‘daki Gize piramitlerinden Keops piramitidir.
Piramit şeklindeki yapılar sadece  Mısır’a özgü olmayıp dünyanın başka yerlerinde de inşa edilmiş örnekleri bulunmaktadır. Fakat sayıca en çok Mısır’da bulunduklarından bölgeyle özdeşleşerek “Mısır Piramitleri” olarak anılmaktadırlar.
Dünyadaki Önemli Piramitler:
* Keops [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-121" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="Gize-Piramitleri" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/Gize-Piramitleri.jpg" alt="Gize-Piramitleri" width="303" height="215" /></p>
<p><em><strong>Mısır piramitlerinin sırrı, taşıdıkları gizem nedir? Nasıl yapılmışlardır?</strong></em></p>
<p>Dünyanın yedi harikasından biri olup günümüze  kadar zarar görmeden ayakta kalabilmeyi başarabilmiş tek yapı Mısır‘daki Gize piramitlerinden Keops piramitidir.</p>
<p>Piramit şeklindeki yapılar sadece  Mısır’a özgü olmayıp dünyanın başka yerlerinde de inşa edilmiş örnekleri bulunmaktadır. Fakat sayıca en çok Mısır’da bulunduklarından bölgeyle özdeşleşerek “Mısır Piramitleri” olarak anılmaktadırlar.</p>
<p>Dünyadaki Önemli Piramitler:</p>
<p>* Keops Piramidi (145,75 metre)<br />
* Mikerinos Piramidi(66,5 metre)<br />
* Kefren Piramidi (143,56 metre)<br />
* Sakkara Piramidi (63,17 metre)<br />
* Maldum Snefru Piramidi (93,26 m)<br />
* Dahahur Bent Piramidi (104,85 m)<br />
* Dahahur Snefru P. (103,95 metre)<br />
* Sakkara Pepi II P. (52,555 metre)<br />
* Uxmal Tapınağı (Meksika)<br />
* Teotehuacan (Meksika)<br />
* Tiahuanaco (Bolivya)<br />
* Dohan Tapınağı (Çin Halk Cumhuriyeti)</p>
<p><em><strong>Piramit Nedir?</strong></em><br />
Tabanı kare şeklinde olup köşelerin tepede tek bir noktada birleşmesiyle oluşan geometrik şekildir. Dört eşit büyüklükte üçgen yüzeye sahip olan piramitler, inşa edildiklerinde mühendislik açısından son derece sağlam bir yapı sergilemektedirler.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-122" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="Bent-piramidi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/Bent-piramidi.jpg" alt="Bent-piramidi" width="243" height="191" />Piramitlerin Tarihçesi</strong></em><br />
Piramitlerin firavunun mumyası ile onun değerli hazinelerini ve dönemin eşsiz sanat eserlerini saklamak amacıyla yapıldığı düşünülmektedir. Fakat bugüne kadar hiçbirisinin içerisinde herhangi bir mumyaya veya hazineye rastlanmamıştır. Dünyanın ilk inşa edilen piramidi Sakkara’da olup yapımı M.Ö 2620 yılında tamamlanmıştır. İlk örnekleri basamaklı yapıda olan piramitlerin birçoğu tamamlanamamış veya yapım aşamasında yıkılmıştır. Bunun ilk örneği M.Ö 2570 yılında yapımına başlanan Meidum piramidi olup, sekizinci basamak yapılmak istenirken yıkılmıştır.</p>
<p>Piramitleri inşa edenler bundan ders çıkararak daha yüksek piramitler yapabilmek için tabanı mümkün olduğunca geniş tutarak eşkenar bir geometri kullanmanın gerekli olduğunu düşünmüşlerdir. Nil nehri yakınlarındaki Dahahur bölgesinde M.Ö 2570 yılında inşasına başlanmış olan Bent piramidi, üçte ikilik bölümü tamamlandıktan sonra daha önceki tecrübeler baz alınarak eğim açısı düşürülmüş ve yükseltilmeye devam edilmiştir. Bu yöntemle M.Ö 2565 yılında başarıyla tamamlanan Bent piramidi çok daha rijit bir yapıya kavuşurken, eşsiz bir görünüme de sahip olmuştur. Bu tarihten sonra yapılan tüm piramitler daha küçük sabit bir açı ile yükseltilerek inşa edilmiştir.</p>
<p><em><strong>Piramitleri Kimler İnşa Etti?</strong></em><br />
Önceleri piramitlerin Mısırlı köleler tarafından yapıldığı düşünülmekteyken 1990 yılında bir turistin bindiği atın ayağı bir çukura düşer ve bu çukur gizemli bir mahzene açılır. Burası piramit yapımında çalışan işçilerin ustabaşı olan kişinin mezarıdır. Kubbeli mezar olarak da bilinen mekan, duvarları işlemeli ve ihtişamlı bir yapıya sahiptir. Böylesine güzel bir mezarın işçi sınıfındaki birisine yapılması, çalışanların esir olmadığının göstergesiydi. İşçiler gündüzleri çalışıyor ve geceleri buradaki köylerde bulunan evlerine gidiyordu. Daha sonra bu bölgede yapılan kazılarda 250’den fazla farklı mezar daha bulunmuştur. Ustabaşının çevresindeki mezarlar seçkin işçilerin mezarlarıyken normal işçiler biraz daha uzakta toplu halde bulunmaktaydı.</p>
<p>Ölen herkes için bir mezar yapılmakta olduğu anlaşılan bölgedeki kazılarda mezarların girişlerinde işçilerin statülerini gösteren hiyeroglif yazılar bulundu. Bu yazılarda “mezar inşaatı denetçisi”, “mezar inşaatı yöneticisi” gibi ibareler yazmaktaydı. Ayrıca bu mezarlarda işçilerin minyatür heykelleri ve sanat eserleri de yer almaktaydı.</p>
<p>Yaklaşık 200.000 işçinin çalıştığı bölgedeki iskeletler incelendiğinde omurganın inanılmaz bir yüke maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Omurgaya binen aşırı yük buradaki taş taşıma işleminin güçlüğüne işaret etmekteydi. Bu kadar özveri ve emekle ortaya çıkan piramitlerin yapımı için binlerce işçi bu bölgedeki şehirlerde yaşamaktaydı. Yapılan kazılarda evler, fırınlar, çömlekler gibi birçok tarihi eser bulunurken duvarlardaki hiyerogliflerde nasıl ekmek yapıldığı ve içecek hazırlandığı gibi detaylar resmedildiğinden dönemin şehir yaşamı hakkında fikir edinmek de mümkün olmuştur.</p>
<p>Gize piramitlerinde 15 milyondan fazla kireç taşı kullanıldı. Bu taşlar piramitlerden 300 metre uzaktaki bir taş ocağından çıkartılmış ve yine burada kesilip işlenerek hazır hale getirilmiştir. Kazılarda bu bölgede taşların kesilmesi için gerekli olan oluklu platformlar bulunarak etrafı kazılmaya devam edilmiş ve dev bir taş ocağının enkazı ortaya çıkartılmıştır. Taş ocağından çıkartılan taş miktarı piramitlerde kullanılan miktarla örtüşmekteydi. Ayrıca piramitlerin yapımında kullanılan taş rampalar kil ve kireç taşı tozunun karışımından oluşan bir çamurla sıvanmıştı. Bu yöntem çok dayanıklı ve sert bir yapı oluştururken, ufak bir keski darbesiyle de kolayca koparak çözülebilmekteydi. Taş ocağı bulunduğunda içi bu rampanın enkazı ile doluydu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-123" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="keopsun-gemisi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/keopsun-gemisi.jpg" alt="keopsun-gemisi" width="200" height="245" />1954 yılında Keops piramidinin güney ucunda bir kubbe bulundu ve kalıntılar incelendiğinde burada bir geminin yatmakta olduğu anlaşıldı. Bu gemi, Mısır Firavunu Keops’un gemisiydi ve 13 sene süren yoğun çalışmanın ürünü olarak tüm parçalar birleştirilerek müzede sergilenmeye başlandı. Yılda 300.000 kişinin ziyaret ettiği müzede tamamı sedir ağacından yapılmış dünyanın en eski gemisi gururla sergilenmektedir. Daha sonraları benzer şekilde diğer firavunlar için yapılmış bir kardeş gemi daha bulundu fakat bu gemi zarar görmemesi ve tarihi değerini kaybetmemesi için bulunduğu odadan çıkarılmadı.</p>
<p>Firavunların mumyaları bir mağara içerisindeki gizli bir mezarlıkta bulunmuştur. O dönemin mumyalama tekniği sayesinde binlerce yıl sonra bile hala yüzleri tanınabilir şekilde kalan 40 kadar mumya çıkartılmıştır. Mumyalama işleminin nasıl yapıldığı bu mezarlıkta duvarlara çizilen hiyerogliflerden anlaşılmaktadır. Sadece karın bölgesine bir elin girebileceği kadar açılan ufak kesikten bütün organların çıkarıldığı ve içinin özel baharatlar ve yağlarla sıvanarak doldurulduğu gösterilmekteydi. O dönemin insanları öldükten sonra tekrar dirileceğini düşünüyordu ve tüm parasını mumyalama işlemi için  saklıyordu. Çünkü dirildikten sonra bedenlerine ihtiyaçları olacaktı. Bu nedenle bir kişi ne kadar zenginse öldükten sonra o kadar iyi korunacak demekti. Çok pahalı olan mumyalama işlemi sadece önemli kişilere ve zenginlere yapılırken, yoksul insanlar toplu mezarlara gömülmekteydi.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-124" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="keops" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/keops.jpg" alt="keops" width="278" height="278" />Piramitler Nasıl İnşa Edildi?</strong></em><br />
İnşa edilen en önemli piramitler Gize Piramitleri’dir ve Mikerinos, Kefren ve Keops ismindeki üç pramitten oluşur. Gize Platosu’nda bulunan bu piramitlerin en büyüğü ve en gizemli olanı Keops piramididir.</p>
<p>Keops piramidi 20 yıl içinde 150 metre yüksekliğe kadar kaldırılan her biri 2.5 ton ağırlığındaki 2.300.000 adet kireç taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Toplam ağırlığı 5.5 milyon ton olan bu taşların bu süre zarfında dizilebilmesi için her iki buçuk dakikada bir taşın yerine oturtulmuş olması gerektirmektedir. Bu nedenle günümüzde bu piramidin en anlaşılmaz yönlerinden biri nasıl inşa edildiğidir.</p>
<p>Hayranlık verici bir orantıya sahip olan yapı, gizemini taşların suskunluğuna bırakmıştır. 51° 51’ 14” eğimle dizilen bu taşlarda hassasiyetin binde bir oranında bile şaşması durumunda piramit en tepede düzgün birleşemezdi. Günümüzde bu tarz ufak hatalar en seçkin yapılarda bile makul bir tolerans olarak görülmektedir. Ama bundan 4500 yıl önce inşa edilen piramitlerde tepe noktası kusursuzca birleştirilmiştir.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-125" style="border: 2px solid black; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="blok-tasima" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/blok-tasima.jpg" alt="blok-tasima" width="526" height="191" /></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-126" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="rampa" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/rampa.jpg" alt="rampa" width="257" height="129" />Milyonlarca taş nasıl olup da 140 metreyi aşan yüksekliklere kaldırılabilmiştir? Bunun için taş bloklardan yapılma büyük rampalar kullanılmıştır. Bu rampa piramitin yakınına kurulmuş olan taş ocağından başlayarak piramite kadar devam eden ve düzenli olarak kesintisiz taş taşınmasını sağlayan bir yapıda inşa edilmiştir. Aksi halde asla gerçekleştirilen süre içerisinde işi tamamlamak mümkün olmazdı. Fakat bu rampa piramit hacminin %65’i tamamlandıktan sonra 43 metre yüksekliğe ulaşır ve bu noktradan sonra ne kadar etkili olduğu tartışma konusudur. Çünkü piramidin tamamını bu rampa vasıtasıyla yapmak için 43 metreden 140 metreye ulaşmak gerekeceğinden, bunun için piramidin toplam hacminin iki katı kadar daha taşa gerek olacaktı. Bu nedenle bu seviyeden sonra piramidin inşasına içeriden devam edilmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-127" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="tasima" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/tasima.jpg" alt="tasima" width="300" height="360" />Piramit iki aşamada inşa edilmektedir. Birisi piramidin inşası diğeri ise kral odasının inşasıdır. Kral odası piramit tabanından 43 metre yukarıda bulunmakta olup içerisinde dış ortama açılan hava kanallarının bulunması ve tavanında 60 tonu aşan düz bloklarının kullanılmış olması açısından hayranlık uyandırıcıdır. Tanesi 15 ton olan bu taş blokların nasıl taşındığı ise, kralın odasına giden geniş yolda(büyük galeri) gizlidir. Burada karşı ağırlık mekanizmasıyla çalışan bir sistem bulunmaktaydı ve halatlarla birleştirilmiş olan bu terazi mekanizması sayesinde bloklar istenilen yüksekliğe rahatlıkla kaldırılırdı.</p>
<p>Taşlar istenen yüksekliğe kaldırıldıktan sonra koyulması gereken yere götürülmek üzere 10 kişilik insan grupları tarafından piramidin kenarlarındaki tüneller içerisinde çekilirdi. Eğer bir köşe dönülecekse piramidin açık tünel uçlarında resimde gösterilen biçimde yine bir terazi sistemiyle kaldırılarak yön verilir ve diğer yöne gidecek raya oturtulurdu. Daha sonra bu tünelde de 10 kişilik grup tarafından gereken yere kadar çekilerek götürülürdü. Taşlar çekilirken oluşan sürtünme kuvvetini azaltmak içinse, çamur ve su kullanılırdı.</p>
<p>Piramit yüzeyi önceleri şu an olduğu gibi basamaklı bir yapıda değildi. Keops piramidi 45 asırlık varolma sürecinde üstten 10 metre kadar aşınmıştır. Yüzeyin üçgen şeklindeki basamak araları özel bir kireçtaşı çamuruyla kaplanarak doldurulur ve pürüzsüz, parlak bir görünüm alırdı. Özellikle son 20 senede piramitler geçtiğimiz 400 seneden daha fazla hasar görmüştür. Gerek güneş ışınları gerekse iklim şartları gibi etmenler piramitlerin varlığını her geçen gün daha fazla tehtid etmektedir.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-128" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="maya-piramitleri" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/maya-piramitleri.jpg" alt="maya-piramitleri" width="266" height="213" />Piramitlerin Gizemi Nedir?</strong></em><br />
İngiliz matematikçi ve astronomist olan John Taylor birtakım çalışmalar yapmış ve elde ettiği sonuçlar Howard Vyse tarafından analiz edilmiştir. Bunlardan bazıları;</p>
<p>- Keops piramidinin taban alanı dünyayı yataydan ikiye böldüğümüzde ortaya çıkan kesit alanı gibi düşünülürse ve piramidin tabanı dünyanın yarıçapı üzerine oturtulsa, yüksekliği tam kutup noktasına denk gelirdi. Yani burada kusursuz bir oran mevcuttur.</p>
<p>-Keops piramidinin taban çevresini yüksekliğinin iki katına bölündüğünde tam olarak pi=3,1416 sayısı elde edilmektedir.</p>
<p>- Keops ve Kefren piramitleri doğu-batı ve kuzey-güney sınırlarına öyle kusursuz yerleştirilmiştirler ki, o günün koşulları düşünüldüğünde hayret verici bir durum olarak görülmektedir.</p>
<p>- Keops piramidinin üçgen şeklindeki dört yüzeyinin toplam alanı, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.</p>
<p>- Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı tam olarak dünya ile güneş arasındaki mesafeyi(149.504.000km) vermektedir.</p>
<p>- Piramitler bir güneş saati olarak işlev görmektedirler. piramitlerin Ekim ayı ortasında ve Mart ayının başlangıcında yre düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir.</p>
<p>- Keops piramidiyle dünyanın merkezi arasındaki mesafe, Kuzey kutbuyla arasındaki mesafeye eşittir.</p>
<p>Bilimsel olarak kanıtlanmamış bazı rivayetler ise şunlardır;</p>
<p>- Piramitlerin üzerinden geçen meridyen, karaları ve denizleri iki eşit parçaya bölmektedir.</p>
<p>- Piramit hangi firavunun adına yapıldıysa, kralın odasına yılda sadece iki kez güneş girmektedir. Bunlar kralın doğduğu ve öldüğü günlerdir.</p>
<p>- Piramitlerin içerisinde radar gibi aletler çalışmamaktadır.</p>
<p>- Piramit içerisinde bırakılmış kirli bir su, birkaç gün içerisinde arıtılmış hale gelmektedir.</p>
<p>- Piramitin içerisine bırakılan süt birkaç gün bozulmadan kalabilirken, beklenmeye devam edilmesi durumunda yoğurt haline gelmektedir.</p>
<p>- Piramit içerisine koyulan bir bitki hiç ışık almasa da normale göre daha hızlı büyümektedir.</p>
<p>- Açık bir yara, piramit içerisinde çok daha çabuk bir şekilde iyileşmektedir.</p>
<p>- Piramitlerin içi yazın serin, kışın ise ılık olur.</p>
<p>- Gize Platosu’ndan geçen boylam, denizlerle karaları iki eşit parçaya böler.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-129" title="sfenks-heykeli" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/sfenks-heykeli.jpg" alt="sfenks-heykeli" width="300" height="198" />Sfenks Heykeli</strong></em><br />
Gize piramitlerinden Kefren piramidini koruması için yapılmış olan dev bir köpek heykelidir. 70 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğinde olan Sfenks, çakal kafalı Anubis’in heykelidir. M.Ö 2520 yılında yapılmış olan heykel tarih boyunca Nil nehrine bakarak, nehir yoluyla gelenleri karşılamaktadır.</p>
<p>Sfenks heykeline Mısır’ı işgal eden Hiksos’lar tarafından büyük zarar verilmiştir. Daha sonra ülkede düzenin sağlanmasıyla beraber dönemin kralı tarafından yüz kısmı değiştirilerek firavunun(Mısır Kralı) sureti yaptırılmıştır.</p>
<h6><em>kaynak: biliustam.com</em></h6>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=120&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-tasidigi-gizem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneş Sistemi Büyüklüğündeki Dev Yıldız</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/gunes-sistemi-buyuklugundeki-dev-yildiz/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/gunes-sistemi-buyuklugundeki-dev-yildiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2009 11:35:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kaGan10</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Astronomi ve Uzay Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[uzay bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=66</guid>
		<description><![CDATA[PARİS &#8211; Fransız Paris Uzay Çalışmaları Laboratuvarı ve Astrofizik Gözlemevi (LESIA) astronomları Şili&#8217;de yapmış oldukları çalışmalar sonucunda Güneş&#8217;in 1000 katı büyüklüğünde ve 100 bin katı parlaklığında olan Betelgeuse yıldızının varlığını tespit ettiler. Üstelik Güneş 4,5 yaşında olmasına karşın Betelgeuse yıldızı sadece birkaç milyon yaşında. Eğer bu yıldız güneş sistemi içerisinde yer alsaydı Merkür,Venüs ve Dünyayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-67 alignleft" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px; border: black 3px solid;" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/07/dev-yıldız.jpg" alt="dev-yıldız" width="220" height="124" />PARİS &#8211; Fransız Paris Uzay Çalışmaları Laboratuvarı ve Astrofizik Gözlemevi (LESIA) astronomları Şili&#8217;de yapmış oldukları çalışmalar sonucunda Güneş&#8217;in 1000 katı büyüklüğünde ve 100 bin katı parlaklığında olan Betelgeuse yıldızının varlığını tespit ettiler. Üstelik Güneş 4,5 yaşında olmasına karşın Betelgeuse yıldızı sadece birkaç milyon yaşında. Eğer bu yıldız güneş sistemi içerisinde yer alsaydı Merkür,Venüs ve Dünyayı içine alarak Jüpiter&#8217;e kadar uzanabilecek büyüklükte.Fakat bu yıldız birkaç milyar yıl içinde sona yaklaşacak.Bu süre içerisinde en büyük hacimlere ulaştıktan sonra patlayarak süpernova olacak. Ayrıca bu olay Dünyadan da görülebilecek.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=66&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/gunes-sistemi-buyuklugundeki-dev-yildiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2012 Dünya&#8217;nın Sonu mu Olacak?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/2012-dunyanin-sonu-mu-olacak/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/2012-dunyanin-sonu-mu-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 12:09:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Astronomi ve Uzay Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[doomsday]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın sonu]]></category>
		<category><![CDATA[eski mısır]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik alan]]></category>
		<category><![CDATA[marduk]]></category>
		<category><![CDATA[maya]]></category>
		<category><![CDATA[schumann]]></category>
		<category><![CDATA[sümer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda 2012 yılı ön plana çıkmaya başladı. Eski uygarlıklardan mayaların kendi takvimlerine göre 2012 yılı bir son olarak nitelendiriliyor ve bu tarihte zaten takvimleri de bitiyor.  2012 yılına ayrıca Sümerler, Eski Mısır ve Çin medeniyetlerinde de dikkat çekiliyor. Peki gerçekten de 2012 yılı dünyanın sonu mu? Burada bu konu hakkındaki teoriler ve araştırmalardan bahsedeceğim.
Maya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-63" style="border: 3px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="2012-dunyanin-sonu" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/06/2012-dunyanin-sonu.jpg" alt="2012-dunyanin-sonu" width="156" height="166" />Son zamanlarda 2012 yılı ön plana çıkmaya başladı. Eski uygarlıklardan mayaların kendi takvimlerine göre 2012 yılı bir son olarak nitelendiriliyor ve bu tarihte zaten takvimleri de bitiyor.  2012 yılına ayrıca Sümerler, Eski Mısır ve Çin medeniyetlerinde de dikkat çekiliyor. Peki gerçekten de 2012 yılı dünyanın sonu mu? Burada bu konu hakkındaki teoriler ve araştırmalardan bahsedeceğim.</p>
<p>Maya takviminin son günü 21 Aralık 2012 Cuma gününe denkgelmektedir. Ne gariptir ki kutsal kitaplarda da kıyamet günü cuma günü olarak gösterilmektedir. Maya takvimine göre her 1.872.000 günde bir çağ değiştirilmektedir. Daha önce bunun gibi 4 kere çağ değişimi yaşanmıştır. 5. ve son değişim 21 Aralık 2012 yılında tamamlanıyor ve maya takvimi son buluyor. <a title="Bilim adamları" href="http://www.teknik-bilim.com" target="_blank">Bilim adamları</a>nın incelemelerine göre dünyada 4 ayrı kutup kayması yaşanmış. Bu kayma sonucu pusulaların kuzey ve güneyi takla atmıştır. Dünyadaki bu manyetik kaymalar sonucunda tufanlar, kuraklıklar depremler gibi doğal afetler olacağı düşünülmektedir.</p>
<p><strong>“Kayıp Gezegen Marduk”</strong></p>
<p>Sümerler astronomide ilerlemiş bir medeniyetti ve güneş sistemimizi takibe almışlardı. Sümerlere göre güneş ve ay ile beraber 11 gezegen bulunmaktaydı ve son gezegen “Marduk” kayıp gezegen olarak nitelendirilmekteydi. İşte bu kayıp gezegen Marduk belirtilen tarihte yine yakınlardan geçeceği bilirtilmektedir. Bu yakınlaşmanın çekim kuvvetini etkileyip güneşteki patlamaların boyutunu değiştireceği düşünülmektedir.</p>
<p><strong>“Schumann Rezonansı”</strong></p>
<p>Alman fizikçi Schumann dünyamızın iyonosfer tabakasında bulunan bir titreşimi keşfetmiştir (1952). Bu titreşimin incelenmesinin ardından 7.8 Hertz’lik bir rezonans saptanmıştır. Bu dalga boyu askeri alanda kullanılmaktadır. Dünyanın her yerinde algılanmakta olan bu elektromanyetik dalgalar özellikle denizaltlarında da kullanılmaktadır. Bu sayede deniz altı haberleşmek için yüzeye çıkma gereği duymamaktadır. Yüzyıllar boyu aynı değerde olan bu değer 1980 yılından itibaren artış göstermekte ve günümüzde 12 Hz’ e kadar ulaşmış durumdadır. 21 aralık 2012 yılında bu değerin 13 Hz’e çıkacağı düşnülmektedir.  Bu dalga boyunun insan beyninin uyku muduyla aynı olduğu ve bu değere ulaşıldığında insan beynini etkileyip insanlığı daha zeki hale dönüştüreceği düşünülmektedir.</p>
<p>Sonuç olarak 2012 tarihi hem dini açıdan hem de <a href="http://www.teknik-bilim.com">bilimsel</a> açıdan bazı olaylara dikkat çekmektedir. Bu tarihin dünyanın sonu mu olacağı bilnmez fakat yapılan araştırmalar bu tarihin çok ilginç bir tarih olduğunu göstermektedir. Daha önümüzde 3 seneden biraz uzun bir zaman var bakalım neler olacak merakla bekliyoruz <img src="http://www.bilim-teknoloji.net/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /></p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=62&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/2012-dunyanin-sonu-mu-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinozorların Nesli Neden Tükendi?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/dinozorlarin-nesli-neden-tukendi/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/dinozorlarin-nesli-neden-tukendi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 12:01:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Astronomi ve Uzay Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[dinozor]]></category>
		<category><![CDATA[göktaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kuyruklu yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[sürüngen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[Geçmiş yıllardan günümüze kadar birbirinden farklı özellikte, farklı türlerde hayvanlar neslini devam ettirdi. Peki neden dinazorlar günümüze kadar ulaşamadı? Bunun nedeni tam olarak bilinmese de çeşitli teoriler var. Bilim adamlarının  koymuş olduğu bu teoriler ne kadar doğrudur bilinmez ama ortada olan kesin şey şu ki hala kanıtlanmış bir teori yok. Şu ana kadar ortaya konulmuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-53" style="border: 3px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="dinozor" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/06/dinozor.jpg" alt="dinozor" width="217" height="162" />Geçmiş yıllardan günümüze kadar birbirinden farklı özellikte, farklı türlerde hayvanlar neslini devam ettirdi. Peki neden dinazorlar günümüze kadar ulaşamadı? Bunun nedeni tam olarak bilinmese de çeşitli teoriler var. Bilim adamlarının  koymuş olduğu bu teoriler ne kadar doğrudur bilinmez ama ortada olan kesin şey şu ki hala kanıtlanmış bir teori yok. Şu ana kadar ortaya konulmuş en yaygın teori 65 miyon yıl önce göktaşı veya kuyruklu bir yıldız dünyamıza çarpış ve çarpışmadan sonra meydana gelen toz kütlesi dünyamızı çepeçevre sarmıştı. Bunun sonucunda güneş ışınları yıllarca ulaşamadı ve dinazorlar bu yüzden öldüler.Bazı bilim adamları ayrıca şunu ileri sürüyorlar: dünyayı saran gaz kütlesi ortadan kalktıktan sonra sera gazları açığa çıkıyor ve dünya ılıman bir iklime kavuşuyor. <a title="Bilim Teknik" href="http://www.teknik-bilim.com">Dünya</a>yı saran bu çeşitli gazlar ekolojik dengeyi ve beslenme zincirini bozmuştu. Neden o zaman sadece dinozorlar yok oldu? Diğer hayvan türleri günümüze kadar nasıl ulaştı? İşte bu soruların cevabı hala bulunmuş değil. Ayrıca bazı bilim adamları da dünyaya çarpmış olduğu varsayılan göktaşları veya kuyruklu yıldızın yaratmış olduğu etkiden hiçbir canlının kurtulamayacağını iddia ediyorlar.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=52&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/dinozorlarin-nesli-neden-tukendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır Piramitleri&#8217;nin Sırrı</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-sirri/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-sirri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 11:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya - Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[piramitler]]></category>
		<category><![CDATA[rampa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[Şu an yaşamakta olan birçok insan Mısır piramitlerinin bu olağanüstü mimarisinin başka gezegenlerden gelen üstün teknolojilere sahip varlıkların tasarımı olduğuna inanıyor. Peki piramitler gerçekten nasıl yapıldı? Bu konuda da bilim adamlarını birçok teorisi var.Yedi yıldır bilgisayar ortamında büyük piramidin bilgisayarda modellemesini yapan Fransız mimar Jean-Pierre Houdin tarafından ortaya bir teori atıldı. Bu görüşe göre halen piramidin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-50" style="border: 3px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="mısır-piramiti-dahili-rampa" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/06/mısır-piramiti-dahili-rampa.jpg" alt="mısır-piramiti-dahili-rampa" width="250" height="499" />Şu an yaşamakta olan birçok insan <a title="Bilim Teknik" href="http://www.teknik-bilim.com">Mısır</a> piramitlerinin bu olağanüstü mimarisinin başka gezegenlerden gelen üstün teknolojilere sahip varlıkların tasarımı olduğuna inanıyor. Peki piramitler gerçekten nasıl yapıldı? Bu konuda da bilim adamlarını birçok teorisi var.Yedi yıldır bilgisayar ortamında büyük piramidin bilgisayarda modellemesini yapan Fransız mimar Jean-Pierre Houdin tarafından ortaya bir teori atıldı. Bu görüşe göre halen piramidin içinde varolan rampa bu blokların tepe noktasına kadar taşınmasına yardımcı olmuştu! Harici bir rampa ile piramitin zemini inşa edilirken,piramitin içinde,piramitin üçte ikisini taşıyacak olan bloklar üzerinde ikinci bir rampa inşa ediliyordu.İçerdeki rampa Houdin’e göre,zeminden başlayarak 6 feet genişliğie ulaşıyordu ve yaklaşık 7 derece eğimi vardı.Büyük piramitin yapımına ait teorilerin çoğu, eksik kanıtlara sahiptir. Peki bu iç rampa teorisi diğerlerinden farklı mıdır? Onun doğru olduğunu destekleyen herhangi bir kanıt var mıdır? Evet. Aşağıda görülen resimde 1980lerde piramid üzerinde yapılan microgravimetrik araştırmalar sonucunda alınan enteresan bir resim bulunmakta ve burada görülen (yeşil şekilde belirtilmiş olan) az yoğunlukta olan alanlar bu teoriyi destekler niteliktedir. Ayrıca bir çok piramid uzmanı da bu teoriyi onaylamış durumdadır.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=49&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mu Kıtası Efsanesi</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/mu-kitasi-efsanesi/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/mu-kitasi-efsanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 11:54:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya - Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[atlantis]]></category>
		<category><![CDATA[efsane]]></category>
		<category><![CDATA[efsanevi olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp kıta]]></category>
		<category><![CDATA[mu kıtası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[
Kayıp kıta “Mu”, Atlantis gibi bir efsanedir. Efsaneye göre büyük tufan sırasında sulara gömülmüştür. Asya ve Amerika kıtaları arasında yer alan Mu, Avustralya’nın iki katı büyüklüğündedir.
Bilim adamlarına göre Mu kıtası aynı Atlantis gibi bir efsanedir. Araştırmalara göre Mu kıtasının bulunduğu alanda kıtaları oluşturan kaya tipine rastlanılmamıştır. Mu kıtasının varlığını ilk olarak ileri süren James Churchward [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-47" style="border: 3px solid black;" title="mu-kitasi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/06/mu-kitasi.jpg" alt="mu-kitasi" width="430" height="227" /></p>
<p>Kayıp kıta “Mu”, Atlantis gibi bir efsanedir. Efsaneye göre büyük tufan sırasında sulara gömülmüştür. Asya ve Amerika kıtaları arasında yer alan Mu, Avustralya’nın iki katı büyüklüğündedir.</p>
<p>Bilim adamlarına göre Mu kıtası aynı Atlantis gibi bir efsanedir. Araştırmalara göre Mu kıtasının bulunduğu alanda kıtaları oluşturan kaya tipine rastlanılmamıştır. Mu kıtasının varlığını ilk olarak ileri süren James Churchward adında bir ingiliz araştırmacıdır (1868). Anlatılanlara göre James Churchward Hindistanda bulunduğu dönemde bir budistrahiple tanışır. Bu rahip James’e bir sır vereceğini söyler ve onu bir tapınağın altında bir mahsene götürür. Buradaki eski tabletler ve eserleri gösterir. Bu eserlerde gördükleri bilgilere göre Mu kıtasını ortaya atar ve bir kitap yazar. Hatta Atatürk bu kitabı okuduktan sonra Mu kıtası hakkında bilgi toplanması için talimat verir.</p>
<p>Mu kıtasının <a title="Bilim Teknik" href="http://www.teknik-bilim.com">efsane</a> olmadığını savunanların görüşlerine göre <a title="Bilim Teknik" href="http://www.teknik-bilim.com">Mu kıtası</a> yeryüzündeki ilk kıtadır ve Polinezya, Mikronezya ve Melanezyao adaları Mu kıtasının kalıntılarıdır. Mu kıtasında 70000 yıl önce tek tanrılı bir din vardı. Kıtada yaşayanlar Mu kıtası dışındaki kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ve bu kolonilerin en büyüğü Uygur İmparatorluğuydu. 64 milyon nüfuslu kıtada tek tanrı ve reankarnasyon inancı mevcuttu. Kıtanın altında bulunan gaz odalarının patlaması sonucu sulara gömüldüğü de söylentiler arasındadır. Mu kıtasında yaşayanlar teknolojik ve manevi açıdan üstün durumdaydı. Telepati, durugörü, astral seyahat gibi mistik güçlere sahiptiler.</p>
<p>Mu kıtasının varlığını destekleyen bazı bulgular bulunmaktadır. Büyük okyanusta sıradağların uzandığı Pacifica plakası keşfedilmiştir. Mikronezya’nın Carolin Adaları’nda az nüfusla yapılması mümkün olmayan bazı büyük kalıntılar bulunmuştur. Ponape Adası’nda boyu 10 metreyi aşan duvarlara sahip bir tapınak, bazalt bloklar ve piramitler keşfedilmiştir. Ayrıca 2. dünya savaşından önce Japon dalgıçlar denizin altında mercanlarla kaplı caddeler, taş kubbeler, anıtlar, sütunlar, ev kalıntıları, platin tabutlar ve yazılı taş levhalar bulmuşlardır. Cambier adasında Mısır’da bulunan mumyalardan daha eski mumyalar bulunmuştur.</p>
<p>Tüm bu bulgular efsaneyi desteklemek için birer delil olarak gösterilmemiştir ve Mu kıtası bir efsane olarak kalmıştır.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=46&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/mu-kitasi-efsanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

