<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim Teknik Teknoloji &#187; bilim</title>
	<atom:link href="http://www.teknik-bilim.com/tag/bilim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.teknik-bilim.com</link>
	<description>Bilim teknik, teknoloji haberleri, tarihi olaylar, bilimsel olaylar, merak edilen bilimsel gerçekler...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 May 2010 10:26:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Yürüyen (Kayan) Taşlar</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 10:26:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[garip olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[taşlar]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyen taşlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=543</guid>
		<description><![CDATA[ABD&#8217;nin Kaliforniya ile Nevada eyaletlerinin sınırında bulunan Death Valley (Ölüm Vadisi), &#8220;hareket eden taşları&#8221; ile yıllardan beri bilim adamlarını çekiyor. Günlerce gözlemlenen taşların yer değiştirmesi ise tüm araştırmalara rağmen açıklanamıyor.
Bir teze göre, rüzgar, taşların kum üzerinde kaymalarını sağlıyor. Ancak yüzlerce kiloluk taşları hareket ettirecek kadar şiddetli rüzgarlar kaydedilmiyor. Ayrıca aynı noktadan hareket etmeye başlayan taşların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-549" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="kayan-taslar2" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2010/05/kayan-taslar21.jpg" alt="kayan-taslar2" width="216" height="278" />ABD&#8217;nin Kaliforniya ile Nevada eyaletlerinin sınırında bulunan Death Valley (Ölüm Vadisi), &#8220;hareket eden taşları&#8221; ile yıllardan beri bilim adamlarını çekiyor. Günlerce gözlemlenen taşların yer değiştirmesi ise tüm araştırmalara rağmen açıklanamıyor.</p>
<p>Bir teze göre, rüzgar, taşların kum üzerinde kaymalarını sağlıyor. Ancak yüzlerce kiloluk taşları hareket ettirecek kadar şiddetli rüzgarlar kaydedilmiyor. Ayrıca aynı noktadan hareket etmeye başlayan taşların nasıl olup da farklı yönlere yöneldiklerini kimse açıklayamıyor.</p>
<p>Rüzgar teorisine karşı çıkanlar &#8220;Rüzgar, aynı noktadan hareket etmeye başlayan iki taşı aynı yöne kaydırır. Ama burada durum farklı&#8221; diyor. Büyük muamma sürüyor.</p>

<a href='http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/kayan-taslar/' title='kayan-taslar'><img width="150" height="150" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2010/05/kayan-taslar-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="kayan-taslar" /></a>
<a href='http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/kayan-taslar2/' title='kayan-taslar2'><img width="150" height="150" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2010/05/kayan-taslar2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="kayan-taslar2" /></a>
<a href='http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/kayan-taslar2-2/' title='kayan-taslar2'><img width="150" height="150" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2010/05/kayan-taslar21-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="kayan-taslar2" /></a>
<a href='http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/kayan-taslar3/' title='kayan-taslar3'><img width="150" height="150" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2010/05/kayan-taslar3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="kayan-taslar3" /></a>
<a href='http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/kayan-taslar4/' title='kayan-taslar4'><img width="150" height="150" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2010/05/kayan-taslar4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="kayan-taslar4" /></a>

<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=543&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/yuruyen-kayan-taslar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABS Nasıl Çalışır?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/abs-nasil-calisir/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/abs-nasil-calisir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 14:30:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobil Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[abs]]></category>
		<category><![CDATA[abs fren sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[hız sensörü]]></category>
		<category><![CDATA[kontrolcü]]></category>
		<category><![CDATA[piston]]></category>
		<category><![CDATA[pompa]]></category>
		<category><![CDATA[valf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[ABS Nasıl Çalışır? ABS fren sisteminin çalışma prensibi nedir?
ABS genel olarak, kaygan zeminlerde ani ve stabil bir şekilde durmayı sağlayan fren sistemi olarak tanımlanır. Kaygan bir zeminde acemi bir sürücü eğer aracında ABS sistemi varsa, ABS olmayan usta bir sürücüye göre çok daha rahat ve erken durabilir. Sistem bilgisayar kontrollü çalıştığından sürücü sadece frene basılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-516" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="abs-fren-sistemi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/11/abs-fren-sistemi.jpg" alt="abs-fren-sistemi" width="278" height="223" />ABS Nasıl Çalışır? ABS fren sisteminin çalışma prensibi nedir?</strong></em></p>
<p>ABS genel olarak, kaygan zeminlerde ani ve stabil bir şekilde durmayı sağlayan fren sistemi olarak tanımlanır. Kaygan bir zeminde acemi bir sürücü eğer aracında ABS sistemi varsa, ABS olmayan usta bir sürücüye göre çok daha rahat ve erken durabilir. Sistem bilgisayar kontrollü çalıştığından sürücü sadece frene basılı tutar, gerisini sistem otomatik halleder.</p>
<p>Bu sistemde tekerleklere bağlı sensörler yardımıyla tekerleğin kızaklamaya başladığı hissedilir ve hemen fren gücü kesilir. Yani ABS bir nevi basınç sınırlaması esasına göre çalışır. ABS’siz bir araçla panik freni denilen, tam frenleme yaptığınızda aracın ağırlık merkezi öne doğru kayıp ön tekerlekler üzerine binen yük kat be kat arttığında, eğer aynı kuvvetle frene basmaya devam ederseniz tekerlekler tamamen kitlenir ve kızaklama dediğimiz olay başlar. Kızaklama çok tehlikelidir çünkü araç düz bir çizgi üzerinde direksiyondan bağımsız hareket etmeye başlar. Direksiyon kontrolünün sürücüden çıkması da, muhtemel bir kazanın habercisidir.</p>
<p>ABS sistemi tekerleğin kızaklayacağını farkettiği anda gücü keser ve freni boşaltır, ardından pompa ile hidroliği tekrar basarak frene yüklenir. Bunu 1 saniye içerisinde tam 15 kez yapar ve bu sayede araç direksiyon kontrolünden çıkmadan yavaşlayıp, güvenli biçimde durabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-517" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="abs-fren-sistemi-2" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/11/abs-fren-sistemi-2.jpg" alt="abs-fren-sistemi-2" width="239" height="221" />ABS Fren Sisteminin Bölümleri:</p>
<p>* Hız Sensörü<br />
* Valflar<br />
* Pompa<br />
* Kontrolcü</p>
<p><strong>Hız Sensörü</strong><br />
Aracın dört tekerleğine de bağlı olan bu sensörler, tekerleğin kitlenmesini hissedip kontrolcüye veri olarak göndermekle görevlidir.</p>
<p><strong>Valflar</strong><br />
Sistemdeki fren hattında yer alan valflar, ABS fren sistemi tarafından kontrol edilir.</p>
<p>Valflar üç halde çalışırlar, bunlar:</p>
<p>* Birinci pozisyon, valf açık; kaliper içerisindeki pistonlara tam güç verilerek frenleme yapılır.<br />
* İkinci pozisyon, valf hattı keser; pistona giden hat üzerinde hidrolik akışını keser ve pedala ne kadar basılsa da güç iletilmez.<br />
* Üçüncü pozisyon, yarı açık; bu modda bir miktar hidroliğin geçişine izin verilip pistona basınç uygulanırken bir yandan da fren gücü kontrol altında tutulur yani hat tamamen açılmaz.</p>
<p><strong>Pompa</strong><br />
Valftan hat kesildiğinde kaybedilen basıncı tekrar kazanmak için pompa aracılığıyla hidrolik sıvısı basılır. Bu durum valf her hattı kestiğinde tekrar ve tekrar gerçekleştirilir.</p>
<p><strong>Kontrolcü</strong><br />
Araba içerisine yerleştirilmiş, hız sensörünü ve valfları izleyip kontrol eden bilgisayar beynidir. Sistem eğer bir hata bulursa kendini kapalı pozisyona alıp, normal fren gibi çalışma komutunu da yine buradan alır.<br />
Sonuç olarak ABS, tekerleklerin ani frenleme esnasında kızaklamasını engelleyip maksimum fren gücünün sağlanması için görev yapan bilgisayar kontrollü bir frenleme sistemidir.</p>
<h5><em>kaynak: bilgiustam.com</em></h5>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=515&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/abs-nasil-calisir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aristotales (Aristo) Hayatı ve Eserleri</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/aristotales-aristo-hayati-ve-eserleri/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/aristotales-aristo-hayati-ve-eserleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 18:01:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[aristo]]></category>
		<category><![CDATA[atistotales]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[eflatun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=344</guid>
		<description><![CDATA[Aristotales (Aristo) Hayatı ve Eserleri, Aristo Kimdir? Aristo&#8217;nun Eserleri Nelerdir? Aristo&#8217;nun Biyografisi&#8230;
Aristotales, M.Ö. 384 yılında Ege Denizinde bulunan Stagira adasında doğdu.
Aristo&#8217;nun büyük babası Nicomachus, Büyük İskender&#8217;in büyük babasının saray hekimiydi. Sarayla olan bu yakın ilişki, Aristo&#8217;nun yaşamını büyük ölçüde etkilemiştir.
Aristo eğitimine Eflatun&#8217;un akademisinde başladı. Eflatun&#8217;un en gözde öğrencisiydi. Akademiyi bitirdiğinde yakın arkadaşı Hermias&#8217;ın kız kardeşiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-345" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="aristo" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/aristo.jpg" alt="aristo" width="202" height="232" />Aristotales (Aristo) Hayatı ve Eserleri, Aristo Kimdir? Aristo&#8217;nun Eserleri Nelerdir? Aristo&#8217;nun Biyografisi&#8230;</strong></em></p>
<p>Aristotales, M.Ö. 384 yılında Ege Denizinde bulunan Stagira adasında doğdu.</p>
<p>Aristo&#8217;nun büyük babası Nicomachus, Büyük İskender&#8217;in büyük babasının saray hekimiydi. Sarayla olan bu yakın ilişki, Aristo&#8217;nun yaşamını büyük ölçüde etkilemiştir.</p>
<p>Aristo eğitimine Eflatun&#8217;un akademisinde başladı. Eflatun&#8217;un en gözde öğrencisiydi. Akademiyi bitirdiğinde yakın arkadaşı Hermias&#8217;ın kız kardeşiyle evlendi ve bir oğlu oldu. Hermias, Persler tarafından çarmıha gerilerek öldürülünce, Aristo dostunun anısına bir kaside yazdı.</p>
<p>Aristo, Büyük İskender&#8217;in öğretmenliğine atandığında, Mitylene&#8217;de deniz hayvanları ve diğer konular üzerinde araştırmalar yapıyordu.</p>
<p>İskender&#8217;in yanı sıra bir çok soylu ailenin çocuğuna da ders veren Aristo, Mieza&#8217;da &#8216;Orman Perilerinin Korusu&#8217; adında bir okul kurdu.</p>
<p>Aristo ve İskender&#8217;in bir araya gelmeleri, tarihteki en önemli birlikteliklerden biridir. &#8221;Biri dünyayı elinde tutacak güç ve iradeye, diğeri ise dünyayı keşfedecek ve insan düşüncesinde yeni bir dünya yaratacak dehaya sahipti.&#8221;</p>
<p>Büyük saygı duyulan Aristo&#8217;ya, Kral Flip de hürmet etti ve oğlunun eğitmeninin doğduğu, kısa bir süre önce savaşta yıkılan Stagira şehrini yeniden kurdu.</p>
<p>İskender&#8217;in Aristo&#8217;ya olan sevgisi ve hayranlığı öğrenciliğinden sonra da devam etti. &#8221; Babama hayatımı borçluyum, Aristo&#8217;ya ise değerli bir hayat sürme bilgisini&#8221; diyerek ona olan sevgisini dile getiren İskender, adamlarını onun emrine vererek dilediği gibi araştırma yapmasına olanak sağlamıştı. Hatta, Aristo&#8217;nun elde etmeye gücünün yetmeyeceği bir çok değerli el yazmasını ona sağlamıştı.</p>
<p>İskender Asya fethine çıktığı sırada, o çağda dünyanın kültür merkezi olan Atina&#8217;ya dönen Aristo, Lyceum adı verilen bir okul açtı. Çağın en büyük bilgesi olarak ün salmış olan Aristo&#8217;ya dünyanın dört bir yanından öğrenciler akın etmeye başladı.</p>
<p>Biyoloji, Aristo&#8217;nun çıkış noktasıydı. Felsefesi de bu nedenle gerçeklere ve bilime bağlı kaldı. Öğrencilerine, doğa içinde gezintilere çıkarak ders verir, doğadaki canlılar üzerinde geniş araştırmalar yapardı.</p>
<p>İskender&#8217;in Babil&#8217;de ölümü üzerine, koruma kalkanı üzerinden kalkan Aristo&#8217;yu dinden uzak olmakla suçladılar. Sokrates&#8217;in sonuna uğramamak için Atina&#8217;dan ayrılıp Chalcis adasına sığındı ve kısa bir süre sonra M.Ö. 322&#8242;de burada öldü.</p>
<p>Aristo&#8217;nun felsefesi, Thomas Aquinas, Dante, Spencer ve Goethe gibi bir çok büyük insanı etkilemiştir.</p>
<p>Aristo, Ortaçağ&#8217;ın düşünce temeli olan skolastik sistemin kurucusu olmuş ve Hristiyanlığı olduğu kadar, Farabi, İbni Sina, İbni Rüşd gibi büyük İslam düşünürlerini de derinden etkilenmiştir.</p>
<p>Birçok farklı alanda eser veren Aristo&#8217;nun, insanlığın düşünce tarihinde, ışık tutmadığı hiç bir alan yoktur.</p>
<p>Temel Eserleri</p>
<p>Mantık üzerine</p>
<p>Organon (Mantık üzerine bütün yazdıkları):</p>
<p>Kategoriler (Categoriae)</p>
<p>Yorum Üzerine (De Interpretatione)</p>
<p>Prior Analitik (Analytica Priora)</p>
<p>Posterior Analitik (Analytica Posteriora)</p>
<p>Bilimsel Eserleri</p>
<p>Fizik (Physica)</p>
<p>Ruh Üzerine (De Anima)</p>
<p>Hayvanların Tarihi (Historia Animalium)</p>
<p>Evrim Skalası,Evrim Basamakları,Doğa Cetveli (Scala Naturae)</p>
<p>Hayvanların Kısımları (De Partibus Animalium)</p>
<p>Hayvanların Gelişimi (De Incessu Animalium)</p>
<p>Küçük Doğal Şeyler (Parva Naturalia)</p>
<p>Hayvanların Hareketi (De Motu Animalium)</p>
<p>Hayvanların Oluşumu (De Generatione Animalium)</p>
<p>Mekanik (Mechanica)</p>
<p>Gökyüzü Üzerine (Mereorologia)</p>
<p>Metafizik</p>
<p>Metafizik (or Metaphysica)</p>
<p>Etik üzerine</p>
<p>Nicomakos&#8217;a Etik (Ethica Nicomachea)</p>
<p>Eudemos&#8217;a Etik (Ethica Eudemia)</p>
<p>Politika (Politica)</p>
<p>Estetik</p>
<p>Retorik (Ars Rhetorica)</p>
<p>Poetika (Ars Poetica)</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=344&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/aristotales-aristo-hayati-ve-eserleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balonun İcadı</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/balonun-icadi/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/balonun-icadi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 20:36:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[balon]]></category>
		<category><![CDATA[balonun icadı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Balonun icadı, keşfi. Balonu kim, ne zaman keşfetmiştir?
Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen&#8217;in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt?ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-137" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="balon" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/balon.jpg" alt="balon" width="199" height="199" />Balonun icadı, keşfi. Balonu kim, ne zaman keşfetmiştir?</strong></em></p>
<p>Buhar sorununu bilimsel yönden geliştirmesinden ötürü Watt, bu devrimlerin kaynağı sayılmalıdır. Ondan önce Newcomen&#8217;in makinesi ağır ve zor ilerliyor, teknik yerinde sayıyordu. Watt?ın aracılığıyla bilimin işi ele alması üzerine bu yavaş gidişte birden bir canlanma görüldü. Tekniğin ilerleyişi bir devrim niteliğini aldı, olayların akışı büyük bir hız kazandı. Bilim, insanlık tarihinde üçüncü defa müdahalede bulunuyordu; ama bu müdahalesi, toplumda bundan böyle büyük bir rol oynayacağını kanıtlayacak nitelikteydi.</p>
<p>Şimdilik bütün rolü, yalnızca icat edilmiş bir makinenin geliştirilmesi ve mükemmelleştirilmesiydi. Ama bundan sonra tam tersine bir oluşumla karşılaşılacağı anlaşılıyordu. Çünkü bilim bazı dallarda tekniğin kendisinden önce davranmasına meydan vermeyecek kadar ilerlemişti. Artık mucite hangi yönün daha elverişli ve hangi bulguların daha yararlı olacağını bilim gösterecekti. Söz hakkı, usta teknisyenlerin değil, bilimsel düşünce ve deneylerle ilerleyen bilim adamlarınındı. Bu dönemin bilimi en çok gazlar konusunda, ilerlemiş bulunduğuna göre, en göz kamaştırıcı icadını da elbette bu alanda verecekti.</p>
<p>Bu döneme kadar &#8220;gaz teorisi&#8221;ni kuranlar fizikçiler olmuştu; yani gazların yalnız fiziksel özellikleri üzerinde durulmuştu. XVII. yüzyılın ortalarına doğru kimyacılar da bu konuya ilgi göstermeye başladılar, o güne kadar yalnız bir tür &#8220;hava&#8221; var sanılıyordu; o da soluk aldığımız hava; Fransa&#8217;da Lavoisier ve Berthollet; İngiltere&#8217;de Cavendish ve Priestley; İsveç&#8217;te Scheele; Rusya&#8217;da Lomonosov genel olarak kullanılan &#8220;hava&#8221; teriminin birçok gazları kapsadığını kanıtladılar; 1772&#8242;de Priesley, bu konuda yazdığı bir eserinde gazların bir dökümünü yaptı. Saydığı gazlar şunlardır: &#8220;ateş havası&#8221; (oksijeni kastediyordu.) &#8220;sabit hava&#8221; (karbonik gaz), &#8220;güherçileli hava&#8221; (azot bioksidi), &#8220;yanar hava&#8221; (hidrojen), &#8220;flogistikli hava&#8221; (azot) vb. Ayrıca bunların yanarlığı, yoğunluğu gibi özelliklerini de açıklıyor; &#8220;sabit hava&#8221;nın deney kabının dibinde kalan ağır bir gaz, &#8220;yanar hava&#8221;nın hafif ve uçucu olduğunu anlatıyordu.</p>
<p>Briestley&#8217;in keşiflerinin yarattığı heyecana kapılanlar arasında Etienne Montgolfier (1745-1799) adlı Annonayli bir Fransız da vardı. Tanınmış bir kâğıt fabrikatörünün oğlu olan Montgolfier, Soufflot ile birlikte Paris&#8217;te mimarlık öğrenimi gördükten sonra babasının fabrikasında çalışmak üzere ülkesine dönmüştü. Fransa&#8217;da bilimsel zekâsını kullanmak, yeni yöntemler keşfetmek ve Fransız kâğıtçılığına yenilikler getirmek fırsatını buldu.</p>
<p>Deneylere güvenen, zeki, metotlu ve sakin bir insandı. Bu kişiliğiyle de ağabeyi Joseph&#8217;in tam karşıtıydı. Kardeşi kadar yaratıcı ve parlak bir zekâya sahip olan Joseph (1740-1810), hayalci, iradeli ve ateşli bir gençti. Aslında bu iki zıt yaradılış birbirlerini tamamlıyordu. Joseph garip bir fikir ortaya attı mı, Etienne onu hemen dengeler, yoluna koyar ve uygulardı. Vivarais dağının doruğunda uçuşan bulutları kıskanmak, &#8220;suni bulut&#8221; meydana getirmeyi ve onun asılları gibi uçuştuğunu düşlemek ancak Joseph gibi birinin aklına gelebilirdi. Çevresindekiler varsın kahkahayla gülsünler&#8230; Buna bir Etienne gülmemişti; çünkü Priestley&#8217;in kitabında &#8220;havadan daha hafif ve daha ağır ofan gazlar&#8221; olduğunu okumuştu. Bunlardan biri, bir zarfa doldurulabilse havada yükselemez miydi?</p>
<p>Bu zarfın atmosferde, hiç değilse kendi yoğunluğuna eşit bir gaza rastlayıncaya kadar yükselmesi mantık gereğiydi. Hemen deneylere girişerek kağıttan bir kese yaptı, bunu demir parçaları üzerine sülfirik asit dökerek elde ettiği &#8220;yanar hava&#8221;yla (hidrojen) doldurdu. Kesekâğıdı bir süre uçtuktan sonra düştü. Gaz çok inceydi, kâğıttan geçip havaya karışmıştı. Daha elverişli bir gaz bulmak gerekliydi.</p>
<p>İki kardeş, bu defa nemli samanla yün yaktılar, çıkan gazla doldurulan kese tavana kadar yükseldi. Bu yükselişin nedeni, o günlerde sanıldığı gibi, saman-yün karışımının kimyasal bir özelliğinden ileri gelmiyordu. Isınan havanın daha hafif olduğunu İsviçreli fizikçi Horace de Saussure (1740-1799) o yıllarda kanıtladı.</p>
<p>Bu olaylar sırasında, iki kardeş ipekten paralelyüz biçiminde iki metre küplük bir zarf imal ettiler. Bunu sıcak havayla doldurunca uçtuğunu ve tavana gidip yapıştığını gördüler. Bu deneyden cesaret alarak yirmi metre küplük bir zarf imal etmeye koyuldular. Bu defa, deneylerini açık havada yaptılar. &#8220;Balon,&#8221; kendisini ateşin üstünde tutan ipleri kopartarak havalandı ve 300 metreye yükseldi. Böylece Montgolfier kardeşler kendilerini var güçleriyle çalışmalarına verdiler. Hemen 11.50 metre çapında, 750 metre küp hacminde yeni bir balon imal ettiler. Bu balon ambalaj bezinden yapılmış ve kâğıtla astarlanmıştı. 215 kilo geliyor, ayrıca 200 kilo da yük alıyordu. Başarılarının daha geniş yankılar yapması ve daha çok kişi tarafından izlenebilmesi için deneylerini Vivarais Meclisinin toplanacağı 5 Haziran 1783&#8242;te uygulamaya karar verdiler.</p>
<p>O gün bütün şehir halkı alanda toplanmıştı. Tam ortada içi boş şekilsiz bir balon durmaktaydı. Montgolfier kardeşlerden biri, resmi kişilere doğru ilerledi. &#8220;Sayın meclis üyeleri, bu büyük keseyi buharla dolduracağız. Az sonra göklere yükseldiğini göreceksiniz.&#8221; dedi. Kesenin altında samanla yün yaktılar. Seyirciler, kesenin kırışıklarının açılıp şiştiğini ve kusursuz bir küre biçimini aldığını gördüler. Bunu sekiz kişi zor zaptediyordu; derken ansızın bıraktılar! Kalabalığın soluğu kesilmişti. Balon yükselmeye başladı; 2.000 metre kadar gittikten sonra birden söndü ve hareket noktasından 4 km. uzakta bir bağa ağır ağır düştü.</p>
<p>Bu olay yalnız bilim dünyasında değil bütün dünyada büyük bir heyecan yarattı. Ezeli düş gerçek olmuş, ağırlık yenilmiş, insan dehası göklerin egemenliğini ele alarak bulutlarla, kuşlarla boy ölçüşür duruma gelmişti. Bilimler Akademisi, böyle olağanüstü bir olaya tanık olmak istedi. Deneyin masraflarını yüklenerek tekrarlanması için Montgolfier kardeşleri Paris&#8217;e çağırdı; bir yandan da uzmanları deneyin ayrıntılarını hazırlamakla görevlendirdi.</p>
<p>Jeolog Faujas de Saint-Fond deneye katılma kaydı açtı; yapımcı Anne-Jean Robert (1758-1820) balonun imalini ele aldı; tanınmış Fizikçi Jacques Charles (1746-1823) de girişimin bilimsel yönetimine atandı.</p>
<p>Özellikle gazların genleşmesi konusunda incelemeler yapmış olan Jacques Charles yalnız meslektaşlarının saygıyla eğildikleri bir bilim adamıydı. &#8220;Uçan bir makine&#8221; meydana getirme işiyle görevlendirildiğinde, bilimsel bir ruhla işe koyuldu ve sıcak hava yerine hidrojeni kullanmaya karar verdi. Ne yazık ki, Robert&#8217;in &#8220;Mariot Kanunu&#8221;ndan haberi olmadığından kusursuz bir küre biçimi vermek için balonu iyice doldurdu. 27 Ağustos 1783&#8242;te, Paris halkının yarısının toplandığı Champ-de-Mars&#8217;da toplar atılmaya başladı. Bu işaretle havalanan balon, bir anda 1.000 metreye yükselip bulutların arasında kayboldu. İnsan zekâsının bu &#8216;mucize&#8217;si karşısında kalabalık bağırıyor, haykırıyor, kucaklaşıyor, ağlaşıyordu. ne var ki, balon yükseğe çıkınca aşırı gerilmiş, patlamış ve Paris&#8217; ten yirmi kilometre uzağa düşmüştü.</p>
<p>Bu sırada Etienne Montgolfier de, Paris&#8217;e gelmiş ve &#8220;Montgolfiere&#8221; imal etmeye başlamıştı. Bu yine küre biçiminde, altın renkli işlemelerle süslü mavi bir balondu. Altına bir kafes asarak içine bir koyun, bir horoz, bir de kaz koydukları balonu Versay sarayında kral, kraliçe ve saray mensupları önünde salıvermeye karar verdiler. Kararlaştırılan zamandan üç saat önce, sarayın parkları ve civar sokaklar görülmemiş bir kalabalıkla dolmuştu.</p>
<p>Saat ikide halatlar kesildi ve balon &#8216;yolcularını&#8217; alarak havalanmaya başladı. On dakika sonra da Vaucresson koruluğuna indi. Herkes hayvanların yolculuğu nasıl geçirdiklerini öğrenmek için oraya koşuştu. Hedefe ilk varan Pilatre de Rozier, kafesi açınca hayvanlar sağ salim dışarıya fırladılar. Böylece atmosferin yüksek tabakalarının canlılar için solunuma elverişsiz olmadığı da kanıtlanmış oldu.. Bu gözlem gözü pek bir insan olan Pilatre&#8217;i çok heyecanlandırmıştı. İnsanların önlerinde açılan bu yepyeni egemenlik alanının kâşiflerinden yalnız hayvanlar olmasına gönlü razı gelmiyordu. Bu yeni dünyayı insan keşfe çıkmalı ve bu kişi de kendisi olmalıydı.</p>
<p>Pilatre yalnız gözünü budaktan sakınmaz kişi değil, aynı zamanda bir bilim adamıydı da. Montgolfierler onun verdiği ölçüler üzerine, 20 metre yüksekliğinde 16 metre çapında bir balon imal etmeye koyuldular. Sıcak havanın girdiği alt deliğin ağzına sorgun ağacından küçük bir bölme eklediler. Ocağı meydana getirecek olan saman yığınını buraya doldurdular. Deney günü yaklaştıkça sorumlu kişileri bir korkudur alıyordu. Bir insanın kendisini böyle çılgınca bir tehlikeye atmasına izin verilecek miydi? XVI. Louis, &#8220;Kurban olarak insan verilmek isteniyorsa, ölüme mahkum kişileri koşsunlar bu işe!&#8221; diye emretti. Pilatre bundan gocundu, &#8220;Göklere yükselme onurunu aşağılık canilere mi vereceğiz? Hayır, asla bu olmayacak,&#8221; diyerek dostlarından D&#8217;Arlandes Marki&#8217;si François-Laurent&#8217;ı kralı ikna etmeye gönderdi.</p>
<p>Deney günü saat 13&#8242;te balon gözü pek yolcusunu ve ona katılan D&#8217;Arlandes&#8217;i de alarak Muette bahçesinden havalandı. Balon ve yolcular 1.000 metre yükseklikten Paris&#8217;in üstünde dolaştılar. Sokaklar, balkonlar, hatta damlar insan almıyordu. Balon Butte-aux-Cailles&#8217;a yumuşak bir iniş yaptı. Yolcular, yer çekiminin bin yıllık zincirlerini kıran yiğit şövalyelere yaraşır bir zafer alayını artlarına takıp başkente döndüler.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=136&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/balonun-icadi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mısır Piramitlerinin Taşıdığı Gizem!!</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-tasidigi-gizem/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-tasidigi-gizem/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 10:06:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Açıklanamayan Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Efsaneler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[gize piramitleri]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[gizemli olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[keops]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[mısır piramitleri]]></category>
		<category><![CDATA[piramitler]]></category>
		<category><![CDATA[sfenks]]></category>
		<category><![CDATA[sır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[
Mısır piramitlerinin sırrı, taşıdıkları gizem nedir? Nasıl yapılmışlardır?
Dünyanın yedi harikasından biri olup günümüze  kadar zarar görmeden ayakta kalabilmeyi başarabilmiş tek yapı Mısır‘daki Gize piramitlerinden Keops piramitidir.
Piramit şeklindeki yapılar sadece  Mısır’a özgü olmayıp dünyanın başka yerlerinde de inşa edilmiş örnekleri bulunmaktadır. Fakat sayıca en çok Mısır’da bulunduklarından bölgeyle özdeşleşerek “Mısır Piramitleri” olarak anılmaktadırlar.
Dünyadaki Önemli Piramitler:
* Keops [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-121" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="Gize-Piramitleri" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/Gize-Piramitleri.jpg" alt="Gize-Piramitleri" width="303" height="215" /></p>
<p><em><strong>Mısır piramitlerinin sırrı, taşıdıkları gizem nedir? Nasıl yapılmışlardır?</strong></em></p>
<p>Dünyanın yedi harikasından biri olup günümüze  kadar zarar görmeden ayakta kalabilmeyi başarabilmiş tek yapı Mısır‘daki Gize piramitlerinden Keops piramitidir.</p>
<p>Piramit şeklindeki yapılar sadece  Mısır’a özgü olmayıp dünyanın başka yerlerinde de inşa edilmiş örnekleri bulunmaktadır. Fakat sayıca en çok Mısır’da bulunduklarından bölgeyle özdeşleşerek “Mısır Piramitleri” olarak anılmaktadırlar.</p>
<p>Dünyadaki Önemli Piramitler:</p>
<p>* Keops Piramidi (145,75 metre)<br />
* Mikerinos Piramidi(66,5 metre)<br />
* Kefren Piramidi (143,56 metre)<br />
* Sakkara Piramidi (63,17 metre)<br />
* Maldum Snefru Piramidi (93,26 m)<br />
* Dahahur Bent Piramidi (104,85 m)<br />
* Dahahur Snefru P. (103,95 metre)<br />
* Sakkara Pepi II P. (52,555 metre)<br />
* Uxmal Tapınağı (Meksika)<br />
* Teotehuacan (Meksika)<br />
* Tiahuanaco (Bolivya)<br />
* Dohan Tapınağı (Çin Halk Cumhuriyeti)</p>
<p><em><strong>Piramit Nedir?</strong></em><br />
Tabanı kare şeklinde olup köşelerin tepede tek bir noktada birleşmesiyle oluşan geometrik şekildir. Dört eşit büyüklükte üçgen yüzeye sahip olan piramitler, inşa edildiklerinde mühendislik açısından son derece sağlam bir yapı sergilemektedirler.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-122" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="Bent-piramidi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/Bent-piramidi.jpg" alt="Bent-piramidi" width="243" height="191" />Piramitlerin Tarihçesi</strong></em><br />
Piramitlerin firavunun mumyası ile onun değerli hazinelerini ve dönemin eşsiz sanat eserlerini saklamak amacıyla yapıldığı düşünülmektedir. Fakat bugüne kadar hiçbirisinin içerisinde herhangi bir mumyaya veya hazineye rastlanmamıştır. Dünyanın ilk inşa edilen piramidi Sakkara’da olup yapımı M.Ö 2620 yılında tamamlanmıştır. İlk örnekleri basamaklı yapıda olan piramitlerin birçoğu tamamlanamamış veya yapım aşamasında yıkılmıştır. Bunun ilk örneği M.Ö 2570 yılında yapımına başlanan Meidum piramidi olup, sekizinci basamak yapılmak istenirken yıkılmıştır.</p>
<p>Piramitleri inşa edenler bundan ders çıkararak daha yüksek piramitler yapabilmek için tabanı mümkün olduğunca geniş tutarak eşkenar bir geometri kullanmanın gerekli olduğunu düşünmüşlerdir. Nil nehri yakınlarındaki Dahahur bölgesinde M.Ö 2570 yılında inşasına başlanmış olan Bent piramidi, üçte ikilik bölümü tamamlandıktan sonra daha önceki tecrübeler baz alınarak eğim açısı düşürülmüş ve yükseltilmeye devam edilmiştir. Bu yöntemle M.Ö 2565 yılında başarıyla tamamlanan Bent piramidi çok daha rijit bir yapıya kavuşurken, eşsiz bir görünüme de sahip olmuştur. Bu tarihten sonra yapılan tüm piramitler daha küçük sabit bir açı ile yükseltilerek inşa edilmiştir.</p>
<p><em><strong>Piramitleri Kimler İnşa Etti?</strong></em><br />
Önceleri piramitlerin Mısırlı köleler tarafından yapıldığı düşünülmekteyken 1990 yılında bir turistin bindiği atın ayağı bir çukura düşer ve bu çukur gizemli bir mahzene açılır. Burası piramit yapımında çalışan işçilerin ustabaşı olan kişinin mezarıdır. Kubbeli mezar olarak da bilinen mekan, duvarları işlemeli ve ihtişamlı bir yapıya sahiptir. Böylesine güzel bir mezarın işçi sınıfındaki birisine yapılması, çalışanların esir olmadığının göstergesiydi. İşçiler gündüzleri çalışıyor ve geceleri buradaki köylerde bulunan evlerine gidiyordu. Daha sonra bu bölgede yapılan kazılarda 250’den fazla farklı mezar daha bulunmuştur. Ustabaşının çevresindeki mezarlar seçkin işçilerin mezarlarıyken normal işçiler biraz daha uzakta toplu halde bulunmaktaydı.</p>
<p>Ölen herkes için bir mezar yapılmakta olduğu anlaşılan bölgedeki kazılarda mezarların girişlerinde işçilerin statülerini gösteren hiyeroglif yazılar bulundu. Bu yazılarda “mezar inşaatı denetçisi”, “mezar inşaatı yöneticisi” gibi ibareler yazmaktaydı. Ayrıca bu mezarlarda işçilerin minyatür heykelleri ve sanat eserleri de yer almaktaydı.</p>
<p>Yaklaşık 200.000 işçinin çalıştığı bölgedeki iskeletler incelendiğinde omurganın inanılmaz bir yüke maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Omurgaya binen aşırı yük buradaki taş taşıma işleminin güçlüğüne işaret etmekteydi. Bu kadar özveri ve emekle ortaya çıkan piramitlerin yapımı için binlerce işçi bu bölgedeki şehirlerde yaşamaktaydı. Yapılan kazılarda evler, fırınlar, çömlekler gibi birçok tarihi eser bulunurken duvarlardaki hiyerogliflerde nasıl ekmek yapıldığı ve içecek hazırlandığı gibi detaylar resmedildiğinden dönemin şehir yaşamı hakkında fikir edinmek de mümkün olmuştur.</p>
<p>Gize piramitlerinde 15 milyondan fazla kireç taşı kullanıldı. Bu taşlar piramitlerden 300 metre uzaktaki bir taş ocağından çıkartılmış ve yine burada kesilip işlenerek hazır hale getirilmiştir. Kazılarda bu bölgede taşların kesilmesi için gerekli olan oluklu platformlar bulunarak etrafı kazılmaya devam edilmiş ve dev bir taş ocağının enkazı ortaya çıkartılmıştır. Taş ocağından çıkartılan taş miktarı piramitlerde kullanılan miktarla örtüşmekteydi. Ayrıca piramitlerin yapımında kullanılan taş rampalar kil ve kireç taşı tozunun karışımından oluşan bir çamurla sıvanmıştı. Bu yöntem çok dayanıklı ve sert bir yapı oluştururken, ufak bir keski darbesiyle de kolayca koparak çözülebilmekteydi. Taş ocağı bulunduğunda içi bu rampanın enkazı ile doluydu.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-123" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="keopsun-gemisi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/keopsun-gemisi.jpg" alt="keopsun-gemisi" width="200" height="245" />1954 yılında Keops piramidinin güney ucunda bir kubbe bulundu ve kalıntılar incelendiğinde burada bir geminin yatmakta olduğu anlaşıldı. Bu gemi, Mısır Firavunu Keops’un gemisiydi ve 13 sene süren yoğun çalışmanın ürünü olarak tüm parçalar birleştirilerek müzede sergilenmeye başlandı. Yılda 300.000 kişinin ziyaret ettiği müzede tamamı sedir ağacından yapılmış dünyanın en eski gemisi gururla sergilenmektedir. Daha sonraları benzer şekilde diğer firavunlar için yapılmış bir kardeş gemi daha bulundu fakat bu gemi zarar görmemesi ve tarihi değerini kaybetmemesi için bulunduğu odadan çıkarılmadı.</p>
<p>Firavunların mumyaları bir mağara içerisindeki gizli bir mezarlıkta bulunmuştur. O dönemin mumyalama tekniği sayesinde binlerce yıl sonra bile hala yüzleri tanınabilir şekilde kalan 40 kadar mumya çıkartılmıştır. Mumyalama işleminin nasıl yapıldığı bu mezarlıkta duvarlara çizilen hiyerogliflerden anlaşılmaktadır. Sadece karın bölgesine bir elin girebileceği kadar açılan ufak kesikten bütün organların çıkarıldığı ve içinin özel baharatlar ve yağlarla sıvanarak doldurulduğu gösterilmekteydi. O dönemin insanları öldükten sonra tekrar dirileceğini düşünüyordu ve tüm parasını mumyalama işlemi için  saklıyordu. Çünkü dirildikten sonra bedenlerine ihtiyaçları olacaktı. Bu nedenle bir kişi ne kadar zenginse öldükten sonra o kadar iyi korunacak demekti. Çok pahalı olan mumyalama işlemi sadece önemli kişilere ve zenginlere yapılırken, yoksul insanlar toplu mezarlara gömülmekteydi.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-124" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="keops" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/keops.jpg" alt="keops" width="278" height="278" />Piramitler Nasıl İnşa Edildi?</strong></em><br />
İnşa edilen en önemli piramitler Gize Piramitleri’dir ve Mikerinos, Kefren ve Keops ismindeki üç pramitten oluşur. Gize Platosu’nda bulunan bu piramitlerin en büyüğü ve en gizemli olanı Keops piramididir.</p>
<p>Keops piramidi 20 yıl içinde 150 metre yüksekliğe kadar kaldırılan her biri 2.5 ton ağırlığındaki 2.300.000 adet kireç taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Toplam ağırlığı 5.5 milyon ton olan bu taşların bu süre zarfında dizilebilmesi için her iki buçuk dakikada bir taşın yerine oturtulmuş olması gerektirmektedir. Bu nedenle günümüzde bu piramidin en anlaşılmaz yönlerinden biri nasıl inşa edildiğidir.</p>
<p>Hayranlık verici bir orantıya sahip olan yapı, gizemini taşların suskunluğuna bırakmıştır. 51° 51’ 14” eğimle dizilen bu taşlarda hassasiyetin binde bir oranında bile şaşması durumunda piramit en tepede düzgün birleşemezdi. Günümüzde bu tarz ufak hatalar en seçkin yapılarda bile makul bir tolerans olarak görülmektedir. Ama bundan 4500 yıl önce inşa edilen piramitlerde tepe noktası kusursuzca birleştirilmiştir.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-125" style="border: 2px solid black; margin-top: 10px; margin-bottom: 10px;" title="blok-tasima" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/blok-tasima.jpg" alt="blok-tasima" width="526" height="191" /></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-126" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="rampa" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/rampa.jpg" alt="rampa" width="257" height="129" />Milyonlarca taş nasıl olup da 140 metreyi aşan yüksekliklere kaldırılabilmiştir? Bunun için taş bloklardan yapılma büyük rampalar kullanılmıştır. Bu rampa piramitin yakınına kurulmuş olan taş ocağından başlayarak piramite kadar devam eden ve düzenli olarak kesintisiz taş taşınmasını sağlayan bir yapıda inşa edilmiştir. Aksi halde asla gerçekleştirilen süre içerisinde işi tamamlamak mümkün olmazdı. Fakat bu rampa piramit hacminin %65’i tamamlandıktan sonra 43 metre yüksekliğe ulaşır ve bu noktradan sonra ne kadar etkili olduğu tartışma konusudur. Çünkü piramidin tamamını bu rampa vasıtasıyla yapmak için 43 metreden 140 metreye ulaşmak gerekeceğinden, bunun için piramidin toplam hacminin iki katı kadar daha taşa gerek olacaktı. Bu nedenle bu seviyeden sonra piramidin inşasına içeriden devam edilmiştir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-127" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="tasima" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/tasima.jpg" alt="tasima" width="300" height="360" />Piramit iki aşamada inşa edilmektedir. Birisi piramidin inşası diğeri ise kral odasının inşasıdır. Kral odası piramit tabanından 43 metre yukarıda bulunmakta olup içerisinde dış ortama açılan hava kanallarının bulunması ve tavanında 60 tonu aşan düz bloklarının kullanılmış olması açısından hayranlık uyandırıcıdır. Tanesi 15 ton olan bu taş blokların nasıl taşındığı ise, kralın odasına giden geniş yolda(büyük galeri) gizlidir. Burada karşı ağırlık mekanizmasıyla çalışan bir sistem bulunmaktaydı ve halatlarla birleştirilmiş olan bu terazi mekanizması sayesinde bloklar istenilen yüksekliğe rahatlıkla kaldırılırdı.</p>
<p>Taşlar istenen yüksekliğe kaldırıldıktan sonra koyulması gereken yere götürülmek üzere 10 kişilik insan grupları tarafından piramidin kenarlarındaki tüneller içerisinde çekilirdi. Eğer bir köşe dönülecekse piramidin açık tünel uçlarında resimde gösterilen biçimde yine bir terazi sistemiyle kaldırılarak yön verilir ve diğer yöne gidecek raya oturtulurdu. Daha sonra bu tünelde de 10 kişilik grup tarafından gereken yere kadar çekilerek götürülürdü. Taşlar çekilirken oluşan sürtünme kuvvetini azaltmak içinse, çamur ve su kullanılırdı.</p>
<p>Piramit yüzeyi önceleri şu an olduğu gibi basamaklı bir yapıda değildi. Keops piramidi 45 asırlık varolma sürecinde üstten 10 metre kadar aşınmıştır. Yüzeyin üçgen şeklindeki basamak araları özel bir kireçtaşı çamuruyla kaplanarak doldurulur ve pürüzsüz, parlak bir görünüm alırdı. Özellikle son 20 senede piramitler geçtiğimiz 400 seneden daha fazla hasar görmüştür. Gerek güneş ışınları gerekse iklim şartları gibi etmenler piramitlerin varlığını her geçen gün daha fazla tehtid etmektedir.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-128" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="maya-piramitleri" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/maya-piramitleri.jpg" alt="maya-piramitleri" width="266" height="213" />Piramitlerin Gizemi Nedir?</strong></em><br />
İngiliz matematikçi ve astronomist olan John Taylor birtakım çalışmalar yapmış ve elde ettiği sonuçlar Howard Vyse tarafından analiz edilmiştir. Bunlardan bazıları;</p>
<p>- Keops piramidinin taban alanı dünyayı yataydan ikiye böldüğümüzde ortaya çıkan kesit alanı gibi düşünülürse ve piramidin tabanı dünyanın yarıçapı üzerine oturtulsa, yüksekliği tam kutup noktasına denk gelirdi. Yani burada kusursuz bir oran mevcuttur.</p>
<p>-Keops piramidinin taban çevresini yüksekliğinin iki katına bölündüğünde tam olarak pi=3,1416 sayısı elde edilmektedir.</p>
<p>- Keops ve Kefren piramitleri doğu-batı ve kuzey-güney sınırlarına öyle kusursuz yerleştirilmiştirler ki, o günün koşulları düşünüldüğünde hayret verici bir durum olarak görülmektedir.</p>
<p>- Keops piramidinin üçgen şeklindeki dört yüzeyinin toplam alanı, piramit yüksekliğinin karesine eşittir.</p>
<p>- Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı tam olarak dünya ile güneş arasındaki mesafeyi(149.504.000km) vermektedir.</p>
<p>- Piramitler bir güneş saati olarak işlev görmektedirler. piramitlerin Ekim ayı ortasında ve Mart ayının başlangıcında yre düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir.</p>
<p>- Keops piramidiyle dünyanın merkezi arasındaki mesafe, Kuzey kutbuyla arasındaki mesafeye eşittir.</p>
<p>Bilimsel olarak kanıtlanmamış bazı rivayetler ise şunlardır;</p>
<p>- Piramitlerin üzerinden geçen meridyen, karaları ve denizleri iki eşit parçaya bölmektedir.</p>
<p>- Piramit hangi firavunun adına yapıldıysa, kralın odasına yılda sadece iki kez güneş girmektedir. Bunlar kralın doğduğu ve öldüğü günlerdir.</p>
<p>- Piramitlerin içerisinde radar gibi aletler çalışmamaktadır.</p>
<p>- Piramit içerisinde bırakılmış kirli bir su, birkaç gün içerisinde arıtılmış hale gelmektedir.</p>
<p>- Piramitin içerisine bırakılan süt birkaç gün bozulmadan kalabilirken, beklenmeye devam edilmesi durumunda yoğurt haline gelmektedir.</p>
<p>- Piramit içerisine koyulan bir bitki hiç ışık almasa da normale göre daha hızlı büyümektedir.</p>
<p>- Açık bir yara, piramit içerisinde çok daha çabuk bir şekilde iyileşmektedir.</p>
<p>- Piramitlerin içi yazın serin, kışın ise ılık olur.</p>
<p>- Gize Platosu’ndan geçen boylam, denizlerle karaları iki eşit parçaya böler.</p>
<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-129" title="sfenks-heykeli" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/sfenks-heykeli.jpg" alt="sfenks-heykeli" width="300" height="198" />Sfenks Heykeli</strong></em><br />
Gize piramitlerinden Kefren piramidini koruması için yapılmış olan dev bir köpek heykelidir. 70 metre uzunluğunda ve 30 metre yüksekliğinde olan Sfenks, çakal kafalı Anubis’in heykelidir. M.Ö 2520 yılında yapılmış olan heykel tarih boyunca Nil nehrine bakarak, nehir yoluyla gelenleri karşılamaktadır.</p>
<p>Sfenks heykeline Mısır’ı işgal eden Hiksos’lar tarafından büyük zarar verilmiştir. Daha sonra ülkede düzenin sağlanmasıyla beraber dönemin kralı tarafından yüz kısmı değiştirilerek firavunun(Mısır Kralı) sureti yaptırılmıştır.</p>
<h6><em>kaynak: biliustam.com</em></h6>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=120&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/misir-piramitlerinin-tasidigi-gizem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbni Sina Biyografisi, Hayatı ve Buluşları</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/ibni-sina-biyografisi-hayati-ve-buluslari/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/ibni-sina-biyografisi-hayati-ve-buluslari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2009 23:03:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[buhara]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[ibni sina]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=87</guid>
		<description><![CDATA[İbni Sina Hayatı ve Buluşları, Biyografisi

Ailesi Belh&#8217;ten gelerek Buhara&#8217;ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan&#8217;dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim&#8217;i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan&#8217;da öldüğü zaman 150&#8242;den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-88" style="border: 2px solid black; margin: 0px 10px;" title="ibni-sina" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/ibni-sina.jpg" alt="ibni-sina" width="140" height="200" />İbni Sina Hayatı ve Buluşları, Biyografisi<br />
</strong></em></p>
<p><span style="font-size: 12px; font-family: Verdana; color: #000000;">Ailesi Belh&#8217;ten gelerek Buhara&#8217;ya yerleşmişti. İbni Sinâ, babası Abdullah, maliyeye ait bir görevle Afşan&#8217;dayken orada doğdu. Olağanüstü bir zekâ sahibi olduğu için daha 10 yaşındayken Kur‘an-ı Kerim&#8217;i ezberledi. 18 yaşında çağının bütün ilimlerini öğrendi. 57 yaşındayken Hemedan&#8217;da öldüğü zaman 150&#8242;den fazla eser bıraktı. Eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş, tıp, kimya ve felsefe alanında Avrupa’ya ışık vermiştir. Onu Latinler “Avicenna” adıyla anarlar ve eski Yunan bilgi ve felsefesinin aktarıcısı olarak görürler.</span></p>
<p>İbni Sinâ, daha çocukluğunda, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği göstermiştir. Küçük yaşta çağının bütün, ilimlerini öğrenmişti. Gündüz ve gece okumakla vakit geçirir, mum ışığında saatlerce, çoğu zaman sabahlara kadar çalışırdı. Pek az uyurdu.</p>
<p>Buhara Emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtardı ve bu yüzden de Samanoğulları sarayının kütüphanesinde çalışma iznini aldı. Bu sayede pek çok eseri elinin altında bulduğu için vaktini kitap okumak ve yazmakla geçirdi. Hükümdar öldüğü zaman o, henüz yirmi yaşındaydı ve Buhârâ&#8217;dan ayrılarak Harzem&#8217;e gitti: EI-Bîrûni gibi büyük bir şöhret ve değerin, onun çalışkanlığına, bilgisine değer vermesi, kendisini yanına kabul etmesi, beraber çalışması, hakkında kıskançlığa yol açtı. Bu yüzden takibata bile uğradı. Harzem&#8217;de barınamayarak yeniden yollara düştü. Şehirden şehre dolaşarak nihayet Hemedan&#8217;a kadar geldi ve orada kalmaya karar verdi.</p>
<p>İbni Sînâ, çoğu fizik, astronomi ve felsefeyle ilgili olarak 150 civarında eser yazmıştı. Farsça olan birkaçı dışında bunların hepsi Arapça&#8217;dır. Çünkü o devirde ilim eserlerini Arap diliyle yazmak âdetti. Arapça&#8217;ya bu bakımdan değer verilirdi. Bilhassa tıp ilmine dair araştırmaları son derece orijinal ve doğrudur. Bu yüzden doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla, 600 yıl, hükmetmiştir.<br />
Eserleri Batı dillerine Latince yoluyla çevrilerek Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, yanlış olarak bir süre Avrupa&#8217;da İranlı hekim ve filozof olarak tanınmıştır. Bunun da sebebi, eserlerini Türkçe yazmamış olmasındandır&#8230; Bununla beraber, batılılar da kendisini Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin piri ve hükümdarı olarak kabul etmişlerdir. 16 yaşındayken pratik hekimliğe başlayan İbni Sinâ, resmî saray doktorluğu da yapmıştır.</p>
<p>Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları vardır. İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak çok ilginçtir.<br />
Şifa adlı eseri bir felsefe ansiklopedisidir. Diğer eserlerine gelince bunlar arasında en tanınmış olanlarından: el-Kanun fi’t-Tıb isimli kitabı tamamen bir tıp ansiklopedisidir. Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen eserlerindendir.İbni Sina kimya alanında da çalıştı ve önemli keşiflerde bulundu. Bu hususta Berthelet, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri oldu. Bütün bunlardan başka İbni Sina çok güzel şiirler yazdı. Hatta Türkçe olarak yazmış olduğu şiirler de vardır.</p>
<p>İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da mide hastalığından öldü.<br />
İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Eser, fizyoloji, hıfzıssıhha, tedavi ve farmakoloji bahislerine ayrılmıştır. Konular dikkatle incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıp için bile geçerli olan pek çok ileri görüşleri bulunduğunu; mesela mikroskop olmadığı halde, hastalıkların ‘mikrop’ mefhumuna benzer yaratıklarca meydana getirildiğini sezebildiğini görürüz.<br />
İbn-i Sina’nın Kanûn adlı eseri XII. yüzyılda Latince’ye çevrildi ve Batı tıp aleminde bir patlama tesiri yaptı. Roma’nın Galen’i de, Er Razi’de ilimde eriştikleri tahtlarından indirildiler ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn oldu. Durum XVII. yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etti ve İbn-i Sina, 700 yıl Avrupa’nın tıp hocası oldu. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi’nin kütüphanesinde bulunan 9 ana kitabın en başında İbn-i Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.<br />
Bugün hala Paris Üniversitesi’nin tıp fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki kişinin duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbn-i Sina ve er-Razi’ye aittir.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=87&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/ibni-sina-biyografisi-hayati-ve-buluslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Robot Böcekler</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/robot-bocekler/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/robot-bocekler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2009 12:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kaGan10</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[insan beyni]]></category>
		<category><![CDATA[robot böcekler]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tokyo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[TOKYO &#8211; Tokyo Üniversitesi&#8217;nin Bilim ve Teknolojik Araştırmalar Enstitüsü&#8217;nde görev yapan Profesör Ryohei Kanzaki ve ekibi yıllardır insan beynindeki şifreyi çözmeye çalışıyor. İnsan beyninin gizemini açığa çıkarmaya çalışan bu ekip eğer bunu yapabilirse beyinde oluşan hasarları gidermeye çalışacak. Bu işe de öncelikle böcek beyinlerini inceleme altına alarak gerçekleştirdiler.Ekip, daha önce, genlerini değiştirdikleri bir erkek ipekböceğinin kokuya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px; border: black 3px solid;" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/07/robot-böcekler.jpg" alt="robot-böcekler" width="182" height="123" />TOKYO &#8211; Tokyo Üniversitesi&#8217;nin Bilim ve Teknolojik Araştırmalar Enstitüsü&#8217;nde görev yapan Profesör Ryohei Kanzaki ve ekibi yıllardır insan beynindeki şifreyi çözmeye çalışıyor. İnsan beyninin gizemini açığa çıkarmaya çalışan bu ekip eğer bunu yapabilirse beyinde oluşan hasarları gidermeye çalışacak. Bu işe de öncelikle böcek beyinlerini inceleme altına alarak gerçekleştirdiler.Ekip, daha önce, genlerini değiştirdikleri bir erkek ipekböceğinin kokuya değil, ışığa tepki vermesini sağladı.Bir başka deneyde, erkek ipekböceği pilli bir arabaya yerleştirildi. Araştırmacıların böceğin, dişi böceğin kokusunu verdiği bölgeye doğru aracı sağa ya da sola yönlendirebildiğini gördü.Böceklerin beyin yapısının, uçarken başka bir böceği yakalama gibi karmaşık akrobasi hareketlerini kontrol edebildiğini gören Kanzaki, bu durumun, yüz milyon senelik evrim sonucu, böceklerin beyninin mükemmel yazılım paketi barındırdığının göstergesi olduğunu belirtiyor.Japon bilim adamlarının bir hedefi de böcek beyinlerini kopyalayarak çeşitli robotlar ve mekanizmalarla birleştirik günlük hayatta kullanabilmek.Uzmanlar bu şekilde çeşitli genetik değişimlerin çok uzaklarda var olan uyuşturucu,maden,zehirli gaz ve enkaz altındaki insanları tespit edebileceğine inanıyor.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=76&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/robot-bocekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

