<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilim Teknik Teknoloji &#187; keşif</title>
	<atom:link href="http://www.teknik-bilim.com/tag/kesif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.teknik-bilim.com</link>
	<description>Bilim teknik, teknoloji haberleri, tarihi olaylar, bilimsel olaylar, merak edilen bilimsel gerçekler...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 May 2010 10:26:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Marduk Dünyanın Sonunu mu Hazırlıyor?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/marduk-dunyanin-sonunu-mu-hazirliyor/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/marduk-dunyanin-sonunu-mu-hazirliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 13:18:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi ve Uzay Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[İlginç Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[asteroid]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın sonu]]></category>
		<category><![CDATA[felaket senaryoları]]></category>
		<category><![CDATA[güneş sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[manyetik alan]]></category>
		<category><![CDATA[marduk]]></category>
		<category><![CDATA[mayalar]]></category>
		<category><![CDATA[NASA]]></category>
		<category><![CDATA[sümerler]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerin en tartışılan konularından Marduk’un keşfedilmesinin 20 yılı aşkın bir tarihi var. Keşfin öyküsü, NASA’nın 1983 yılında ikinci bir güneş sisteminin var olup olmadığını görmek için IRAS isimle uyduyu uzaya göndermesiyle başladı.

Aylar sonra IRAS, Güneş Sisteminden 50 milyar mil uzaklıkta olan devasa bir gezegen keşfetti. Bu şaşırtıcı keşif, 21 Aralık 1983’te Washington Post gazetesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span><strong><img class="alignleft size-full wp-image-464" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="marduk" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/11/marduk.jpg" alt="marduk" width="287" height="238" />Son günlerin en tartışılan konularından Marduk’un keşfedilmesinin 20 yılı aşkın bir tarihi var. Keşfin öyküsü, NASA’nın 1983 yılında ikinci bir güneş sisteminin var olup olmadığını görmek için IRAS isimle uyduyu uzaya göndermesiyle başladı.<br />
</strong><br />
Aylar sonra IRAS, Güneş Sisteminden 50 milyar mil uzaklıkta olan devasa bir gezegen keşfetti. Bu şaşırtıcı keşif, 21 Aralık 1983’te Washington Post gazetesinin birinci sayfasına “Gizemli Bir Gök Cismi Keşfedildi” başlığıyla haber oldu.</p>
<p>Marduk’un IRAS uydusu tarafından keşfedilmesinden 7 sene önce Azeri yazar Zekeriya Sitchin Sümerlilerin binlerce sene önceden kalan tabletlerini okuyarak her 3,600 senede bir Güneş Sistemi’ni ziyaret eden Marduk hakkında “12’nci Gezegen” adlı kitabı yayımlamıştı.</p>
<p>Sümer yazıtlarına göre, Marduk’un uydularından biri binlerce sene önceki bir ziyarette Tiamat adındaki bir başka gezegene çarparak, bugün Mars ile Jüpiter arasında bulunan Asteroit Kuşağının oluşmasını sağladı.</p>
<p>Marduk’un dünyadan ilk olarak görülmesi ise 21 Ekim 2003’te Kaliforniya’daki Mount Palomar Gözlemevi’nden 1,22 metre boyundaki Oschin teleskopu ile oldu. Senelerce bu gökcismini gizliden gizliye takip eden Vatikan Astronomi Merkezi, sonunda konuyu ele almak üzere 19 ülkenin bilim adamını bir araya getirdi.</p>
<p>Marduk astronomlar tarafından 2003-UB-13 olarak adlandırıldı. Marduk hakkında yazılmış en ünlü kitabın sahibi Zecharia Sitchin’e göre gezegenin 7 uydusu bulunuyor.</p>
<p>Nam-ı diğer Nibiru ve Eris hakkında en ünlü ikinci kitabın yazarı ise Andy Lloyd. Lloyd’a göre Güneş’in ölü ikizi olan Kara Yıldız sistemi, Marduk dâhil olmak üzere 7 gezegen içeriyor. Bu gezegenlerden altıncısı 6 bin sene önce Sümerlilere hayat veren uzaylı Tanrılar olduğu öne sürülen “Annuaki”nin yaşadığı Dünya benzeri bir gezegen.</p>
<p>Kara Yıldız sisteminin son ve yedinci gezegeni Marduk ise, Lloyd’a göre 7 uydusu ve arkasında kuyruk gibi uzanan uzay enkazı ile bir savaş üssü hatta savaş gemisi görevi görüyor.</p>
<p><strong>Dünyanın Manyetik Alanları Marduk Gelişi ile Nasıl Etkilenecek?</strong></p>
<p>Her ne kadar bilim adamları henüz üzerinde tam bir görüş birliğine varmamış olsalar da Marduk’un yaklaşmasının dünya üzerinde de ciddi etkilerinin olabileceği belirtiliyor. Bunların başında ise yerküreyi zararlı ışınlardan korumak gibi hayati bir işlevi de olan manyetik alanın etkilenmesi geliyor.</p>
<p>Marduk’un manyetik alan üzerinde ciddi bir sapmaya neden olması neticesinde devasa dalgaların oluşmasından, şiddetli depremlerin görülmesinden, volkanların faaliyete geçmesinden ve yıkıcı hortum ile fırtınaların ortaya çıkmasından korkuluyor.</p>
<p>Bu kadar ciddi sonuçlarının olmasından korkulan bu gökcismini bu kadar yakından takip eden ilk kuşak elbette ki biz değiliz. Mayalar, yarattıkları bir takvimde Marduk’un seyrini ve Güneş Sistemi’ne girişine de yer verdiler.</p>
<p>Söz konusu bu Haab takviminin sona erdiği gün ise Marduk’un gelişini gösteriyordu. Bu takvimin son günü Gregoryan takviminde yani şu an bizim kullandığımız modern takvimde 21 Aralık 2012’ye denk geliyor.</p>
<p>Maya’lara göre Haab takviminin sonu ile 5’inci Güneş Dönemi sona erecek ve insanlık 6’ıncı Güneş Dönemine girecek. Bazı uzmanlar, Haab takviminin sona ermesinin dünyanın kendi ve güneş etrafında dönüş süresinin değişeceğini, yani bir başka deyişle bir gün ve bir yılın uzunluklarının değişeceğini savunuyor.</p>
<p><strong>İŞTE FELAKET SENARYOLARI:</strong></p>
<p>* Dünyanın Kuzey ve Güney manyetik kutuplarının konumları değişecek,</p>
<p>* Dünya ekseni 180 ile 240 derece değişerek Güneş’e olan sabit konumunu kaybedecek,</p>
<p>* Ekvator çizgisinin konumundan sapması ile iklim değişiklikleri baş göstermeye başlayacak,</p>
<p>* Ortaya çıkan manyetik çekim gücü, erimiş demir haldeki dış çekirdeği yer kabuğuna yakınlaştıracak ve tüm yanardağlar patlama noktasına gelecek.</p>
<p>* Manyetik titreşimlerin bozulması ile okyanusların altındaki su akıntıları durma noktasına gelecek ve zamanla ısınan-durağanlaşan su, deniz yaşamına imkân vermeyecek,</p>
<p>* Büyük parçalar halinde erimeye devam eden kutuplar yok olma noktasına gelecek.</p>
<p>* Dünyanın değişen ekseni ile güneşe tekrar konumlanması ve kuzey manyetik kutbunun Siberya’ya kayması, bugün çöl ve kurak olan alanları su cennetine çevirecek.</p>
<p>* Kutupların erimesi ile okyanuslara yayılacak tatlı su, ısı-tuz dengesini bozacak ve golfistrm akıntısının durması ile başta Kuzey-Batı Avrupa ve Kuzey-Doğu Amerika olmak üzere birçok coğafyada dondurucu soğuklar baş gösterecek,</p>
<p>* Yer kabuğu altındaki lav ve yer katmanlarının hareketleri ile depremler görülmeye başlayacak ve şiddetleri ile sayıları Marduk yaklaştıkça artacak.</p>
<p><strong>İDDİALARA GÖRE GÜN GÜN MARDUK’UN SEYRİ</strong></p>
<p>Ortaya atılan teorilere göre, Marduk, 21 Aralık 2012’de, yani Haab takviminin son gününde ikinci bir güneş gibi tepemize dikilecek ve Ay ile neredeyse aynı büyüklükte gözükecek.</p>
<p>* Marduk, Dünya ile iki kere yakınlaşma gösterecek. Bunlardan ilki 7 Eylül 2012’de gerçekleşecek ve bir süre boyunca yaklaşma-uzaklaşma hareketi devam edecek. Son yaklaşma ise 27 Nisan 2013’te olacak.</p>
<p>* Bir diğer iddiaya göre ise bu yaklaşma hareketi farklı bir takvime göre olacak. Marduk en yıkıcı etkisini sadece 21 Aralık 2012’de göstermeyecek. Çünkü Dünya, 14 Şubat 2013’te Marduk ile Güneş arasına girecek. Araştırmacılara göre en korkunç deprem, sel ve fırtınaların yaşandığı tarih bu gün olacak ve yer kabuğu buruşturulan bir kâğıt gibi bozulacak. Milyarlarca insan hayatını kaybedecek, hayatta kalanlar açlıktan kırılacak. Marduk, Güneş Sistemi’ni 1 Temmuz 2014’te terk edecek ve manyetik alanlar üzerindeki etkisi azalmaya başlayacak.</p>
<p>* Eğer sanıldığının aksine, Marduk, Mars ile Jüpiter’in değil, Mars ile Dünya arasına girerse, Marduk’un uydularından biri Dünya’ya çarpabilir. Bu durumda Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki döngüsü en az 3 gün duracak. Bir tarafta 3 gün aydınlık, diğer tarafta 3 gün karanlık olacak. Tüm iletişim ve enerji ağı çökecek.</p>
<p><strong>“HERŞEY GÜZEL OLACAK” DİYEN DE VAR</strong></p>
<p>Mayalardan kalan bilgiler doğrultusunda Dünya’nın içine gireceği 5’inci Güneş Dönemi’nin tam bir aydınlanma ve barış safhası olacağına inanan insanların sayısı hiç az değil.</p>
<p>İnternette sayısız sitede gruplaşan insanlar, 2012’de insanlığın uzaylı ırklarla sonunda tanışacağını ve uzayın birçok köşesinden gelen ırklar ile kusursuz bir barış sürecinin başlayacağını düşünüyorlar.</p>
<p>Diğerleri ise Dünya’nın içine gireceği yüksek titreşim frekansları ile evrenselliğin; bilim, tıp, arkeoloji ve sanatın tavan yapacağı yeni bir rönesans devrinin başlayacağını öngörüyor.</p>
<p></span></p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=463&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/marduk-dunyanin-sonunu-mu-hazirliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Leonardo da Vinci Hayatı ve Buluşları, Leonardo da Vinci Kimdir?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/leonardo-da-vinci-hayati-ve-buluslari-leonardo-da-vinci-kimdir/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/leonardo-da-vinci-hayati-ve-buluslari-leonardo-da-vinci-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 18:20:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[helikopterin icadı]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo da Vinci]]></category>
		<category><![CDATA[mona lisa]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[ressam]]></category>
		<category><![CDATA[rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[son yemek]]></category>
		<category><![CDATA[tablo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=353</guid>
		<description><![CDATA[Leonardo da Vinci Hayatı ve Buluşları, Leonardo da Vinci Kimdir? Leonardo da Vinci&#8217;nin Eserleri ve buluşları Nelerdir?
1452- 1519 yılları arasında yaşamış eşsiz ressam ve filozof, yaşadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilimadamıdır. Leonardo da Vinci Rönesans&#8217;ın simgesidir.
&#8221; Mona Lisa&#8221; ve &#8221; Son Yemek&#8221; tablolarının yaratıcısı Leonardo&#8217;nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-354" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="leonardo-da-vinci" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/leonardo-da-vinci.jpg" alt="leonardo-da-vinci" width="234" height="276" />Leonardo da Vinci Hayatı ve Buluşları, Leonardo da Vinci Kimdir? Leonardo da Vinci&#8217;nin Eserleri ve buluşları Nelerdir?</strong></em></p>
<p>1452- 1519 yılları arasında yaşamış eşsiz ressam ve filozof, yaşadığı dönemin en büyük mucit ve deneyci bilimadamıdır. Leonardo da Vinci Rönesans&#8217;ın simgesidir.</p>
<p>&#8221; Mona Lisa&#8221; ve &#8221; Son Yemek&#8221; tablolarının yaratıcısı Leonardo&#8217;nun sanat dünyasındaki yüce konumu hemen herkesçe bilinen bir gerçek. Ama bilimadamlığı kimliği için aynı şey söylenemez. Bir kez, yüzyılımıza gelinceye dek bu kimlik sanatçı kişiliğinin gölgesinde ya gözden kaçmış, ya da, önemsenmediği için unutulmuştur. Sonra, bu unutulmuşlukta Leonardo&#8217;nun kendi sıra dışı tutumunun da payı vardır.</p>
<p>Bilimsel çalışmalarını yayımlamaktan özenle kaçındığı gibi, tuttuğu notları düpedüz okumaya elvermeyen kendine özgü bir yöntemle kaleme almıştı (400 yıl mahzende kalan, çizimleriyle birlikte yaklaşık 5000 sayfa tutan bu notlar sağdan sola doğru yazıldığı için ancak aynada yansıtılarak okunabilmiştir).</p>
<p>Leonardo, yaşam boyu biriken gözlemsel bulgularını; botanik, jeoloji, coğrafya, anatomi ve fizyoloji alanlarındaki inceleme sonuçlarını; mimarlık, şehir planlama, su ve kanalizasyon projelerini; savaş teknolojisine ilişkin buluş ve icatlarım bu notlarda saklı tutmuştu. Notların yüzyılımızın başında gün ışığına çıkarılmasıyla dev sanatçının aynı zamanda, ilgi alanı son derece geniş büyük bir bilimadamı olduğu kesinlik kazanır. Notlar sonraki yüzyıllarda ortaya çıkan bilimsel buluş ve atılımların pek çoğunun ipuçlarını içermekteydi.</p>
<p>Leonardo mesleğinde cerbezeliğiyle tanınan hukukçu bir baba ile köylü bir hizmetçi kızın evlilik dışı çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Doğar doğmaz dede evine uzaklaştırılan bebek anasını hiç görmemenin acısıyla büyür. Babasının ilk yıllardan başlayarak eğitimiyle yakından ilgilenmesi çocuk için belki de tek teselli kaynağı olur. Okul yıllarında en çok matematik problemlerini çözmede gösterdiği üstün yetenekle dikkatleri çeken çocuk, bir yandan da yaptığı güzel resimlerle çevresinden hayranlık topluyordu.</p>
<p>Onaltı yaşına geldiğinde dönemin tanınmış artisti Andrea del Verrochio&#8217;nun yanma çırak olarak girer. Ustasının gözetiminde coşkuyla işe koyulan delikanlı çok geçmeden ağaç, mermer, kil ve metal işlemede büyük beceri kazanır. Olağanüstü yeteneklerini gören usta çırağının Latin ve Grek klasikleriyle felsefe, matematik ve anatomi üzerinde öğrenimini sürdürmesine yardımcı olur. Öyle çok boyutlu bir öğrenim, Verrochio&#8217;ya göre, gerçek bir sanatçı için vazgeçilmez bir gereksinimdi.</p>
<p>Çıraklık dönemini yirmialtı yaşında noktalayan Leonardo başvurusu üzerine Artistler Loncası&#8217;na kabul edilir. Artık, kendi yönünü çizme, geleceğini kurma özgürlüğüne kavuşmuş demekti. Büyüleyici resim ve yontularının yanı sıra ortaya koyduğu mühendislik projeleriyle Dük&#8217;lerin ilgisini kazanan genç adam, yaşamını sırasıyla Floransa, Milano, Roma saraylarında sürdürme olanağı bulur; son üç yılını ise Fransa&#8217;da Kral Francois I&#8217;in koruyuculuğunda geçirir.</p>
<p>Leonardo çok yönlü etkinlikler içinde sürekli uğraş veren bir kişiydi, ancak yeterince dirençli değildi. Çoğu kez, coşkuyla üstlendiği bir çalışmayı bitirmeden, daha çekici bulduğu başka bir işe yönelir, yeni serüvenler arkasında koşardı. Asıl tutkusu sanattı kuşkusuz. Sanat dışı çalışmalarında özellikle esemenli ve dağınıktı. Projelerinin pek çoğu kağıt üzerinde kalmış, ya da, tam sonuçlandırılmadan bir kenara itilmişti.</p>
<p>Projeleri arasında çok önemsediği, deneysel olarak gerçekleştirmeye çalıştığı uçak, helikopter, paraşüt türünden araçlar, çeşitli silah modelleri vardı. Anatomi konusundaki incelemeleri hiç kuşkusuz dönemin en değerli bilimsel çalışması diye nitelenebilir. Hayvan ve insan cesetleri üzerindeki teşrih çalışmaları, sayısı 750&#8242;yi bulan ayrıntılı çizimleri ona anatomi tarihinde üstün bir yer sağlamıştır.</p>
<p>Fizyolojinin gelişmesine yaptığı katkıları arasında en başta kanın işlev ve devinimine ilişkin çalışması gelir. Kalbin kaslarını ayrıntılarıyla incelediği özellikle kapakçıkların işlevini iyi kavradığı çizimlerinden anlaşılmaktadır. Kanın tüm organizmaya yayılarak doku ve organları nasıl beslediğini, çökeltileri nasıl temizlediğini açıklamaya çalışır. Organizmadaki kan devinimini suyun doğadaki devinimine benzetir: Bulutlardan yağışla inen su deniz ve göllerde toplanır, sonra buharlaşarak yeniden bulutları oluşturur. Bu benzetişte, Harvey&#8217;in 100 yıl sonra olgusal olarak doğruladığı &#8220;kan dolaşımı&#8221; hipotezini bulabiliriz.</p>
<p>Astronomiye gelince, Leonardo&#8217;nun bu alanda Kopernik&#8217;i öncelediği söylenebilir. Kilisenin o sıra gösterdiği hoş görüden de yararlanarak, yerkürenin güneş çevresinde bir gezegen olduğunu ileri sürebilmişti. Oysa yerleşik öğretiye göre dünyamız evrenin merkezinde sabitti. Göksel nesneler ise kutsal nitelikleriyle apayrı bir ortamda devinmekteydiler.</p>
<p>Leonardo&#8217;nun fizikte, özellikle mekanik dalında, ulaştığı bazı sonuçlarla Galileo ile Newton&#8217;u da öncelediği bilinmektedir. &#8220;Canlılar dışında algıladığımız hiç bir nesne kendiliğinden devinime geçmez,&#8221; diyen Leonardo, &#8220;her nesnenin devindiği yönde ağırlığı olduğunu, serbest düşen bir cismin düşmede geçen zamanla orantılı olarak ivme kazandığını&#8221; ileri sürmekle de kalmaz; daha ileri giderek, egemen Aristoteles öğrentisinin tam tersine, kuvveti devinimin değil, hız veya yön değiştirmenin nedeni olarak gösterir. Bu savın daha sonra mekaniğin devinim yasalarından biri olarak dile getirildiğini biliyoruz.</p>
<p>Aristoteles&#8217;in öğretilerine uzak duran Leonardo&#8217;nun Arşimet&#8217;e çok yakın ilgi göstermesi ilginçtir. Arşimet&#8217;in yapıtları o sıra henüz basılmamıştı. Ellerde dolaşan bir kaç el yazması kopya da, okunur gibi değildi. Bu kaynakları çok önemseyen Leonardo&#8217;nun okunaklı iyi nüsha elde etmek için başvurmadığı kimse, çalmadığı kapı kalmaz. Amacı: klasik çağın öncü bilimadamının kaldıraç ve hidrostatik konularındaki buluşlarını bilim dünyasına tanıtmak, &#8220;Arşimet&#8221; adını layık olduğu yere yükseltmekti.</p>
<p>Su ve havada dalgasal devinim, ses oluşumu vb. olgularla da ilgilenen Leonardo, ışığın da dalgasal nitelikte devinme olasılığından söz etmişti. Onun ilginç bir gözlemi de, yarım ay&#8217;ın karanlık bölümünün belirsiz de olsa görünmesine ilişkindir. &#8220;Eski ay, yeni ay&#8217;ın kucağında&#8221; diye betimlediği bu olayı, dünyamızın yansıttığı ışıkla açıklar.</p>
<p>Leonardo&#8217;ya jeolojinin öncüsü gözüyle de bakılabilir. Dağ yamaçlarında topladığı fosillerin bir bölümünün deniz yaratıklarına ait olduğunu söyler; yerküre kabuğunun zamanla değişikliklere uğradığı, yeni tepe ve vadilerin oluştuğu gibi noktalara değinir. Üstelik bu tür oluşumların salt doğal nedenlere bağlı olduğunu vurgulamaktan da geri kalmaz.</p>
<p>Simya, astroloji ve büyü türünden uygalamaları aldatmaca bulduğunu açıkça söyleyen Leonardo, doğayı neden-sonuç ilişkisi içinde düzenli, nesnel bir gerçeklik olarak algılıyordu. Dinsel inançlara saygılıydı, ama onun için bilim teolojik baskıdan uzak, özgür bir arayış olduğu ölçüde amacına ulaşabilirdi. Leonardo&#8217;nun bilimsel yöntem anlayışı neredeyse çağdaş anlayışla eşdeğer düzeydedir. Bu anlayışta &#8220;olgusal veri &#8211; açıklayıcı kuram etkileşimi&#8221; temel öğedir.</p>
<p>Leonardo&#8217;nun sezgisel de olsa bunun ayırdında olması oldukça şaşırtıcı; çünkü, bu noktanın açıklık kazanması çağımız bilim felsefesini beklemiştir. Leonardo bilimde deney gibi matematiğin de önemini kavrayan bir düşünürdü. Ona göre insanoğlu sürgit kesinlik arayışı içinde olmuştur. Ancak, kesinlik görecelidir; olduğu kadarıyla, doğal bilimlerde değil, soyut zihinsel kavramlarla sınırlı kalan matematikte bulunabilirdi. İşe gözlemle başlayan bilimadamı ise, ulaştığı açıklamaları gözlem ya da deneye başvurarak doğrulamakla yetinmeliydi.</p>
<p>Vurguladığı bir nokta da, teori ile uygulamanın elele gitmesi gereğiydi: Uygulamaya elvermeyen teoriyi anlamsız, teoriye dayanmayan uygulamayı kısır sayıyordu. Doğaya tüm saplantılardan arınmış bir kafayla, bir çocuğun her şeyi kucaklayan açık yüreğiyle yaklaşmayı öğütlüyordu.</p>
<p>Onun gözünde sanat, felsefe ve bilim kültürün bütünlüğünde birleşen, etkileşim içinde gelişen çalışmalardı. Sanatı salt yaratıcı imgelemin, felsefeyi soyut düşüncenin, bilimi deneyin ürünü sayıp birbirinden ayrı tutmak yanlıştı. Leonardo değişik ölçülerde de olsa hepsinde yaratıcı imgelemin, soyut düşüncenin ve olgusal deneyimin payı var demekteydi.</p>
<p>Tüm ilgi alanlarında evrensel bir deha, yetkin bir örnek sergileyen Leonardo, son günlerinde, zengin yaşam öyküsünü basit bir tümcede dile getirmişti: &#8220;Nasıl yaşamam gerektiğini anlamaya başladığımda, nasıl ölmekte olduğumu gördüm. &#8221;</p>
<p>Öldüğünde 67 yaşındaydı, ama bedensel olarak tükenmişti. Güçlü bir beynin amansız sürükleyişi içinde, durmadan bulmak ve yaratmak savaşımı veren bu insanın yaşamı acı dolu güzelliğiyle gerçek bir dramdı.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=353&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/leonardo-da-vinci-hayati-ve-buluslari-leonardo-da-vinci-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Galileo Galilei (Galile) Hayatı ve Buluşları</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/galileo-galilei-galile-hayati-ve-buluslari/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/galileo-galilei-galile-hayati-ve-buluslari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 18:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi ve Uzay Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Galile]]></category>
		<category><![CDATA[Galile'nin Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Galileo Galilei]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[Galileo Galilei (Galile) Hayatı ve Buluşları, Galileo Galilei (Galile) Kimdir? Galileo Galilei (Galile) Neyi keşfetmiştir?
1564&#8242;te İtalya&#8217;nın Pisa şehrinde doğdu. Dönemi*nin tanınmış müzikçilerinden Vincenzo Galile*i&#8217;nin oğlu olan Galileo ilk tahsilini Floransa&#8217;da yaptı. 1581&#8242;de Pisa Üniversitesi&#8217;nde tıp tahsiline başladı. Ancak parasızlıktan okulu terk etti. 1583&#8242;ten itibaren matematiğe ilgi duyan Galileo bu konudaki çalışmaları sayesinde 1589&#8242;da Pisa&#8217;da profesörlük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-349" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="galile" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/galile.jpg" alt="galile" width="230" height="283" />Galileo Galilei (Galile) Hayatı ve Buluşları, Galileo Galilei (Galile) Kimdir? Galileo Galilei (Galile) Neyi keşfetmiştir?</strong></em></p>
<p>1564&#8242;te İtalya&#8217;nın Pisa şehrinde doğdu. Dönemi*nin tanınmış müzikçilerinden Vincenzo Galile*i&#8217;nin oğlu olan Galileo ilk tahsilini Floransa&#8217;da yaptı. 1581&#8242;de Pisa Üniversitesi&#8217;nde tıp tahsiline başladı. Ancak parasızlıktan okulu terk etti. 1583&#8242;ten itibaren matematiğe ilgi duyan Galileo bu konudaki çalışmaları sayesinde 1589&#8242;da Pisa&#8217;da profesörlük elde etti.<br />
Sarkacın yüzen cisimlerin ve hareketin Aristo fiziğinden farklı bir düşünceyle matematiksel olarak ele alınması gerektiğine inanan Galileo Pisa Kulesi&#8217;nden ağırlık düşürerek Aristo&#8217;nun yanlışlığını açıkça gösterdi. Bu davranışı yaşlı profesörlerle anlaşmazlığa düşmesine sebep oldu. 1592&#8242;de Pisa&#8217;yı terk ederek Padova Üniversitesi de bir bölüm olan matematik kürsüsüne geldi.<br />
1597&#8242;de pratikte çok faydası olan pusulayı ticari olarak piyasaya arz etti. 1600 senesinden hemen sonra ilkel bir termometre insan kalp atışının ölçümünde kullanılmak üzere bir sarkaç ve 1604&#8242;te serbest düşüşün matematik kanunlarını keşfetti. Ancak düzgün ivmeli hareket kavramı hatalıydı. 1609&#8242;da Hollanda&#8217;da teleskopun bulunduğunu işitti. Ve kendisi daha ileri bir alet yaparak bunu astronomi gözlemlerinde kullandı. 1610&#8242;da Aydaki dağlar yıldız kümeleri ve Samanyolu üzerine ilk tespitlerini yayınladı. Bu arada Jüpiter&#8217;in dört uydusunun varlığını bildirdi. Bu kitabı çok ilgi uyandırdı ve Floransa&#8217;da saray matematikçisi olmasını sağladı. Hemen sonra Venüs gezegeninin Tayyipleri ve Satürn’ün şekli hakkında bilgi verirken astronomideki Ptolemy (Batlamyus) sistemini tartıştı.</p>
<p>1611&#8242;de Roma&#8217;ya gitti ve oradaki Bilim Akademisi&#8217;ne üye seçildi. Floransa&#8217;ya dönüşünde hidrostatik üzerine pek çok profesörün itirazına sebep olan kitabı ile 1613&#8242;te güneş lekeleriKopernik sistemini açık bir şekilde müdafaa etti. Bundan dolayı papazların ağır hücumuna uğradı. 1615&#8242;te bizzat Roma&#8217;ya giderek iddiasını müdafaa etti. Ancak 1616&#8242;da Papa Beşinci Paul tarafından kitaplarını tetkik için bir komisyon kuruldu. Bu komisyon Galileo&#8217;nun kitaplarını yasaklamadı. Sadece Dünya&#8217;nın döndüğü iddiasından vazgeçmesini istedi. üzerine yazdığı eserini yayınladı. Bu eserinde</p>
<p>Galileo bir müddet bilimin pratik yönüne döndü mikroskobu geliştirdi. Ancak 1618&#8242;de üç kuyruklu yıldızın görülmesiyle kiliseyle münakaşaya girdi. Arkadaşının Sekizinci Urban olarak Papa seçilmesinden cesaret alarak yazdığı &#8220;İki Kainat Sistemi Üzerine Konuşmalar&#8221; adlı eserini 1632&#8242;de yayınladı. Ancak kitabı daha önce yapılan uyarılarla çeliştiği söylentilerine rağmen Roma’da mahkemeye çağrıldı. 1633&#8242;te bu kitap yasaklandı ve Kutsal Engizisyon&#8217;ca müebbet hapse mahkum edildi. Cezası kendi evinde göz hapsine çevrildi. Yetmiş yaşında hapsedilen Galileo kör oldu ve 1642 yılında hayatını yitirdi.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=348&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/galileo-galilei-galile-hayati-ve-buluslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ay&#8217;da Su Olduğu Belirlendi</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/ayda-su-oldugu-belirlendi/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/ayda-su-oldugu-belirlendi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 13:59:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Astronomi ve Uzay Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[ay]]></category>
		<category><![CDATA[dünyanın uydusu]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[uydu]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[Daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde ince bir tabaka halinde su bulunduğu belirlendi.
Hindistan Uzay Ajansı tarafından 2008&#8242;de Ay&#8217;ın yörüngesine oturtulan ilk Hint araştırma uydusu Chandrayaan-1&#8242;in taşıdığı &#8220;Moon Mineralogy Mapper-M3&#8243; adlı cihazın yanı sıra Amerikan uzay kurumu NASA&#8217;ya ait Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, Ay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-315" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="ay" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/ay.gif" alt="ay" width="225" height="225" />Daha önce kutup bölgeleri hariç kupkuru olduğu düşünülen Ay yüzeyinde ince bir tabaka halinde su bulunduğu belirlendi.</strong></em></p>
<p>Hindistan Uzay Ajansı tarafından 2008&#8242;de Ay&#8217;ın yörüngesine oturtulan ilk Hint araştırma uydusu Chandrayaan-1&#8242;in taşıdığı &#8220;Moon Mineralogy Mapper-M3&#8243; adlı cihazın yanı sıra Amerikan uzay kurumu NASA&#8217;ya ait Cassini ve Deep Impact uzay araçlarının sağladığı veriler ışığında yapılan araştırmaya göre, Ay yüzeyindeki toprakta, en azından birçok bölgesinde ince bir film tabakası halinde su bulunuyor.</p>
<p>Science dergisinde yayınlanan makalede, Ay&#8217;ın mineral haritasını çıkarmaya yarayan M3 cihazının, yüzeyden yansıyan ışığı analizi sırasında hidrojen ve oksijene bağlı bir kimyasal elementi belirten uzun dalgalı ışınım tespit ettiği belirtildi.</p>
<p>Bunun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan suyun varlığını işaret ettiğini kaydeden Amerikalı bilim adamları, şimdiye kadar ileri sürülen ve Ay&#8217;da suyun sadece kutup bölgelerindeki kraterlerin dibinde sürekli karanlık kısımlarda bulunduğuna dair teoriyi ortadan kaldırdığının altını çizdiler.</p>
<p>Keşfi yapan araştırmacılar, Dünya&#8217;nın tek uydusu Ay&#8217;da iki ayrı tür su bulunduğunu belirterek, bunlardan birinin Ay yüzeyine çarpan buzdan meydana gelmiş göktaşları gibi bir dış kaynaktan geldiğini, diğerinin de tamamen Ay kaynaklı olduğunu düşünüyorlar.</p>
<p>Ay toprağı ve kayalarının yüzde 45 civarında oksijen içerdiğini, M3 tarafından gözlemlenen hidrojenin ise Güneş rüzgarlarıyla gelmiş olabileceğini tahmin eden bilim adamları, Güneş&#8217;in nükleer füzyon sürecinde Ay yüzeyini ışık hızının üçte biri hızla bombardıman eden hidrojen atomu yüklü protonlar yaydığını belirtiyorlar.</p>
<p>Bilim adamlarının tahminine göre, Ay toprağının bir tonunun yaklaşık yüzde 25&#8242;inde su bulunuyor. 40 yıl önceki Apollo seyahatleri sırasında Ay&#8217;dan getirilen toprak ve taş numunelerinde de su izine rastlanmış, ancak bunların taşındığı kapların hermetik (sıkı kapalı) olmamasından, bilim adamları bu su parçacıklarının havadan geldiğini, Ay kaynaklı olmadığını düşünmüşlerdi.</p>
<p>Keşfin, bilim dünyasının Ay&#8217;a bakışını kökten değiştireceğini belirten bilim adamları, böylelikle Dünya&#8217;daki biyolojik yaşamın kaynağı suyun her yerde ortaya çıkabileceği daha dostane bir güneş sistemi görüşünün değer kazanacağına işaret ediyorlar.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=314&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/ayda-su-oldugu-belirlendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarih Öncesi Dev Solucanlar Bulundu</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/tarih-oncesi-dev-solucanlar-bulundu/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/tarih-oncesi-dev-solucanlar-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 15:49:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[dev yaratıklar]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[prehistorik]]></category>
		<category><![CDATA[solucan]]></category>
		<category><![CDATA[tarih öncesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[
Tarih öncesi devrin inanılmaz ebatlardaki dev solucanları bilimadamları tarafından bulundu.
Bilim insanları, dev prehistorik solucanların var olduğuna dair kanıtları sonunda buldular.
Devon, Torbay yakınlarında yapılan araştırmalarda 260 milyon yıl öncesine ait olduğu öğrenilen dev solucan delikleri bulundu.
1 metre boyunda, 15 cm genişliğinde olduğu belirtilen dev solucanların, sonradan filme de çekilen ünlü bilimkurgu romanı Dune’daki solucanlara benzediği düşünülüyor.
Sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-260" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="solucan" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/solucan.jpg" alt="solucan" width="230" height="175" /></p>
<p><em><strong>Tarih öncesi devrin inanılmaz ebatlardaki dev solucanları bilimadamları tarafından bulundu.</strong></em></p>
<p>Bilim insanları, dev prehistorik solucanların var olduğuna dair kanıtları sonunda buldular.</p>
<p>Devon, Torbay yakınlarında yapılan araştırmalarda 260 milyon yıl öncesine ait olduğu öğrenilen dev solucan delikleri bulundu.</p>
<p>1 metre boyunda, 15 cm genişliğinde olduğu belirtilen dev solucanların, sonradan filme de çekilen ünlü bilimkurgu romanı Dune’daki solucanlara benzediği düşünülüyor.</p>
<p>Sadece beslenmek için yer yüzüne çıkan bu dev solucanların şimdiye kadar bilinenin dışında bir yaşam formu olduğunu söylüyor bilim insanları.</p>
<p>1965 yılında Frank Herbert’in kaleme aldığı bilim kurgu kitabı Dune dev solucanların hayati önem taşıdığı bir çöl gezegenini anlatıyordu.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=259&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/tarih-oncesi-dev-solucanlar-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Piri Reis ve İlk Dünya Haritası</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/piri-reis-ve-ilk-dunya-haritasi/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/piri-reis-ve-ilk-dunya-haritasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 10:48:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[Coğrafya - Jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihi Olaylar]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[denizcilik]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Haritası]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[Kitab-ı Bahriye]]></category>
		<category><![CDATA[mısır seferi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Piri Reis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Piri Reis ve ilk dünya haritası, Kitab-ı Bahriye, Piri Reis&#8217;in Dünya haritası nasıl yapılmıştır?
İnsanoğlu her ne kadar uzay keşfine çıksa da, henüz dünyada izah edemediği, keşfedemediği o kadar çok şey var ki. Bırakın dünyayı, insanoğlu henüz bedenindeki sırları bile tam olarak izah edebilmiş değil.
Bilim adamlarının açıklayamadığı birçok gerçek var. Yaratılış, ölüm, rüya, cin, nazar gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-209" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="dunya-haritasi" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/dunya-haritasi.jpg" alt="dunya-haritasi" width="194" height="266" />Piri Reis ve ilk dünya haritası, Kitab-ı Bahriye, Piri Reis&#8217;in Dünya haritası nasıl yapılmıştır?</strong></em></p>
<p>İnsanoğlu her ne kadar uzay keşfine çıksa da, henüz dünyada izah edemediği, keşfedemediği o kadar çok şey var ki. Bırakın dünyayı, insanoğlu henüz bedenindeki sırları bile tam olarak izah edebilmiş değil.</p>
<p>Bilim adamlarının açıklayamadığı birçok gerçek var. Yaratılış, ölüm, rüya, cin, nazar gibi konuların yanında bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi bile hala kaldırılabilmiş değil. Bunlardan biri de Ünlü Türk denizcisi Piri Reis’in haritasıdır.</p>
<p>Bu harita için; &#8220;geleceği gören harita&#8221; tanımını yapabiliriz. Ünlü Türk denizci Piri Reis&#8217;in 1513&#8242;te çizdiği harita, Afrika, Amerika ve Güney Kutbu&#8217;nun bugünkü halini gerçeğe yakın bir şekilde göstermektedir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-210" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="piri-reis" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/piri-reis.jpg" alt="piri-reis" width="196" height="257" />Bu harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılından günümüze bilim dünyasının ilgisini çekmektedir. Öyle ki; haritada Güney Kutbu&#8217;na yer verilmişti. Hâlbuki buranın keşfi, haritanın çizilmesinden 3 asır sonra gerçekleşmişti. Dahası, bu harita, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce eridiği tespit edilen bu buzulların varlığını Piri Reis nerden biliyordu? Bilimsel gerçeklere göre Reis’in bu haritayı çizmesi mümkün görünmüyordu. Piri Peki nasıl olmuştu da çizebilmişti? Bu konuda birçok teori ortaya atıldı. Hatta Piri Reis’in cinlerden yardım aldığını iddia edenler bile oldu. Sırrı ne idi acaba? Piri Reis nasıl bir gizli ilme sahipti?</p>
<p>Önce Piri Reis’le ilgili kayda geçen bilgileri gözden geçirelim.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-211" title="harita" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/harita.jpg" alt="harita" width="399" height="400" /></p>
<p>Tarihi kaynaklara göre Piri Reis, 1465’te doğdu. Kimine göre doğum yeri Karaman, kimine göre Gelibolu’dur. Bu konuda kesin bir bilgi yok. Ancak kesin olan bir şey var ki Piri Reis’in aile kökeni Karaman’a dayanmaktadır. Türk denizcilik tarihinin ilk ustalarından Karamanlı Kemal Reis&#8217;in yeğenidir. Piri Reis önce bu meşhur amcası sayesinde tanınır. Ancak daha sonra Amerika&#8217;yı gösteren dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla şöhreti amcasını geçer ve dünyaca tanınmış bir haritacı ve denizci olur.</p>
<p>En ünlü Osmanlı denizcisi ve kaptanı olarak tarihe geçen Piri Reis’in gerçek ismi Muhiddin’dir.</p>
<p>Piri Reis’in Karaman’dan dünya denizlerine uzanan hikayesi Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar. Bu dönemde Karamanoğulları Beyliği Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılır. Beyliğin ileri gelenleri Fatih Sultan Mehmet&#8217;in emriyle İstanbul&#8217;a göç ettirilir. Aile İstanbul’dan Gelibolu&#8217;ya geçerek oraya yerleşir.</p>
<p>Karaman derelerinde başlayan yolculuk artık Akdeniz’de devam etmektedir. Piri Reis amcası Kemal Reis’in sayesinde gemi ve denizle tanışır. Ondan denizciliği öğrenir. 1481’de amcası ile Akdeniz&#8217;de korsanlık yapmaya başlar. 1491’den sonra Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlarda başı çekerler.</p>
<p>1486 tarihinde Endülüs Emevi Devleti’nin son toprakları da Avrupalılar tarafından ele geçirildiğinde İspanya Müslümanları Osmanlı Devleti&#8217;nden yardım isterler. Osmanlı Devleti onları gemilerle Granadalı Müslümanları İspanya&#8217;dan Kuzey Afrika&#8217;ya taşımakla görevlendirir. 1487 &#8211; 1493 yılları arasında Avrupa’nın baskısından kaçan Müslümanları gemilerle Kuzey Afrika’ya taşırlar.</p>
<p>Piri Reis, Akdeniz&#8217;de yaptığı bu seyirler sırasında gördüğü yerleri ve başından geçenleri, sürekli not alır. Bu notlarını Kitab-ı Bahriye adı altında toplar. Bu notlar dünya denizciliğinin ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyan bir kitap haline dönüşür.</p>
<p>Piri Reis 1511’de çok sevdiği amcasını kaybeder. Denize küser. Uzun bir süre açık denizlere açılmaz ve Gelibolu&#8217;ya yerleşerek burada, 1513 tarihli ilk meşhur dünya haritasını çizer.</p>
<p>Piri Reis, Yavuz Sultan Selim’in işareti üzre, 1517&#8242;deki Mısır seferi ile tekrar denizlere döner. Çizdiği haritayı da sefer sonrası Yavuz Sultan Selim&#8217;e sunar.</p>
<p>Rivayetlere göre, Sultan kendisine hediye edilen bu dünya haritasına bakmış ve &#8216;Dünya ne kadar küçük&#8230;&#8217; demiştir.</p>
<p>Yine tarihçilere göre Sultan bu haritayı doğu ve batı diye ikiye bölmüş. Vezirlerine bu parçaları göstererek &#8216;Biz bu küçük dünyanın doğu tarafını elimizde tutacağız.&#8217; demiştir&#8230; Bu haritanın doğu parçası henüz bulunabilmiş değil. Kimi tarihçilere göre Sultan, Hint Okyanusu&#8217;nun ve Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için tasarladığı seferde kullanılmak üzere bu parçayı saklamıştır.</p>
<p>Piri Reis Haritası, Amerika kıtasını gösteren en eski haritalardan biri olarak dünyaca ilgi görmüştür. Erich von Daniken bile “Tanrıların Arabaları&#8221; adlı kitabında, Piri Reis’in haritasını, görüşlerine kaynak olarak gösterir. Batılı düşünür Charles Hapgood, Piri Reis&#8217;in kullandığı haritanın, dünyanın on bin yıl önceki bir dönemine göre çizildiğini öne sürmüştür. Antarktika olarak yorumladığı kara parçasının haritada buzlu görünmemesini ve Sahra çölünde de göllerin görünmesini, binlerce yıl önceki iklim değişikliği ile izah eder.</p>
<p>Mısır seferi sonrası Gelibolu&#8217;ya dönen Piri Reis, yazdığı denizcilik notlarını, 1521&#8242;de, Kitab-ı Bahriye isimli meşhur kitabında bir araya getirir.</p>
<p>Kitab-ı Bahriye, Akdeniz kıyılarına ait ayrıntılı bir deniz kılavuzudur. Kitap, denizcilere Akdeniz hakkında tafsilatlı bilgi verir. Kıyılar, adalar, geçitler, boğazlar, körfezler, fırtına ve korunma yolları, sığınılacak limanlar, kesin rotalar ve daha bir çok konuda denizcilere rehber olur. Bu eser; Anadolu sahillerinin özelliklerine, asırlar öncesinden adım adım ışık tutan değerli bir coğrafya kitabı olarak bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.</p>
<p>Kitabın suretleri İstanbul&#8217;da Topkapı Sarayı&#8217;nda mevcut olduğu gibi, kopyaları Paris ve Londra gibi çeşitli Avrupa kenti kütüphanelerinde sergilenmektedir.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-212" title="harita3" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/harita3.jpg" alt="harita3" width="400" height="312" /></p>
<p>Mısır seferi sonrası yıldızı daha da parlayan Piri Reis, Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki ikinci Mısır seferinde ise büyük bir talihsizlik ile karşı karşıya kalır. 1552&#8242;de çıktığı ikinci Mısır seferinin sonunda hapsedilir. Komutasındaki donanmayı emir ve izin dışı, Basra&#8217;da bırakıp, ganimet yüklü üç gemi ile Mısır&#8217;a dönmekle suçlanır. Halbuki askerlerinin istirahatı, donanmanın bakım ve tamiri gerektiği için böyle bir karar almıştır. Ne hazindir ki; politik hırs ve çatışmalara kurban gider.<br />
1554&#8242;te, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa tarafından, hizmette kusur ettiği gerekçesiyle Kahire&#8217;de idam edilir. İdam sehpasında, ömrünün çoğunu geçirdiği denize doğru son kez bakar. O sırada yaşı 80’dir.</p>
<p>Geride dünya harikası sayılabilecek iki dünya haritası ve çağdaş denizciliğin ilk önemli yapıtlarından olan Kitab-ı Bahriye isimli değerli eserini bırakır.</p>
<p>Bilim çevrelerince hayret uyandıran eserlerinin sırrı şudur: Piri Reis iyi bir gözlemci ve araştırmacıdır. Gezip gördüklerini not almış, tutsak ettiği İspanyol ve Portekizli denizcilerin bilgilerine başvurmuş, ele geçirdiği tarihi harita ve broşürleri kayda geçmiştir. Bunların arasında Büyük İskender zamanına ait olduğu düşünülen haritalar, Ceneviz kaynaklı haritalar ve Kristof Kolomb’un haritaları da vardır. Kitabı ve haritaları bu birikim gözlemlerinin sonucunda ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Bu eserler aynı zamanda titiz bir denizcilik istihbarat çalışmasının ürünüdür.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=208&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/piri-reis-ve-ilk-dunya-haritasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albert Einstein Hayatı ve Buluşları</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/albert-einstein-hayati-ve-buluslari/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/albert-einstein-hayati-ve-buluslari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 14:38:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombası]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[görelilik yasası]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[
Albert Einstein Kimdir? Albert Einstein Hayatı ve Buluşları, Görelilik yasası, icat ve buluşları, bilime olan katkıları&#8230;
ABD’li fizikçi Albert Einstein bütün insanlık tarihinin en büyük bilim adamlarından biridir. Çağdaş fiziğin temellerini atan çalışmaları! bugün bile evreni ve evrende gözlediğimiz bütün olayları nasıl yorumlamamız gerektiğine yol gösterir. Yahudi bir ailenin oğlu olan Einstein, bugün Almanya Federal Cumhuriyeti’nin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-179" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="einstein" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/einstein.jpg" alt="einstein" width="138" height="197" /></p>
<p><em><strong>Albert Einstein Kimdir? </strong></em><em><strong>Albert Einstein Hayatı ve Buluşları, Görelilik yasası, icat ve buluşları, bilime olan katkıları&#8230;</strong></em></p>
<p>ABD’li fizikçi Albert Einstein bütün insanlık tarihinin en büyük bilim adamlarından biridir. Çağdaş fiziğin temellerini atan çalışmaları! bugün bile evreni ve evrende gözlediğimiz bütün olayları nasıl yorumlamamız gerektiğine yol gösterir. Yahudi bir ailenin oğlu olan Einstein, bugün Almanya Federal Cumhuriyeti’nin sınırlan içinde bulunan Ulm’da doğdu   ve   Münih’te   öğrenime   başladı.   Okul yıllarında matematiğe özel bir ilgi duyarak bu alandaki yeteneğiyle sivrildi. 15 yaşındayken ailesi İtalya’nın Milano kentine taşınınca Albert de İsviçre’ye geçerek Zürich Teknik Üniversitesi’ne girdi. 1900′de bu üniversitenin kuramsal fizik ve matematik bölümünü bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Bern’deki patent bürosunda çalışmaya başladı. Bu görevden arta kalan zamanlarında fizik çalışmalarını sürdürdü ve 1905′te fiziğin gelişmesi açısından büyük önem taşıyan bir dizi inceleme yayımladı. Molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin yeni bir yöntem önerdiği ilk incelemesiyle Zürich Teknik Üniversitesi’nden fizik doktoru unvanını aldı. İkinci çalışması, ilk kez İskoçyalı botanikçi Robert Brown’ın (1773-1858) çiçektozlarında gözlemlediği Brown hareketine ilişkindi. Brown’ın gözlemlerine göre. çiçektozları gibi çok küçük parçacıklar durağan bir sıvının içinde bile hiç durmaksızın rasgele hareket ediyorlardı. Daha önceleri bu olayın, rasgele hareket eden sıvı moleküllerinin küçük parçacıklara çarpmasından ileri geldiği düşünülmüştü. Einstein bu incelemesinde Brown hareketini tümüyle matematiksel olarak açıkladı.<br />
Einstein’ın üçüncü makalesi de gene yıllar önce gözlemlenmiş çok ilginç ve şaşırtıcı bir olaya açıklık getiriyordu. Üzerine ışık gönderilen bazı maddelerin elektron yaydığı, ama ışığın şiddeti arttığında yayılan elektronların enerjisinde (hızında) değil, yalnızca sayısında artış olduğu biliniyordu. Einstein, fotoelektrik etki adıyla bilinen bu olayın açıklamasını yaparken ışığın liem dalgalar halinde, hem de enerji yüklü küçük parçacıklar biçiminde yayıldığını öne sürdü. Bu parçacıklar, yani bugünkü adıyla fotonlar maddeye çarptığında atomlardan elektronları koparıyor, ama serbest kalan elektronlar maddeden kurtulmaya çalışırken atomların çekim kuvvetiyle enerji kaybediyordu. Einstein özellikle bu çalışmasıyla 1921 Nobel Fizik Ödülüne değer görüldü.<br />
Einstein’ın aynı yıl yayımlanan dördüncü incelemesi bütün öbür çalışmaları arasında kuşkusuz en önemlisidir. Bu makalesinde açıkladığı “özel görelilik kuramı”nı 1916′da daha da genelleştirerek “genel görelilik kuramı”na ulaşmıştır. Görelilik kuramı, ışık hızına yakın hızlarda hareket eden bir cismi durağan ya da aynı hızla hareket etmeyen bir gözlemcinin nasıl algılayacağına ilişkindir. Einstein’ in kuramına göre, cismin kütlesi, uzunluğu, hatta olay süresince zamanın akış hızı cismin hızına bağlı olarak değişir. Bunlar, insana inanılmaz gibi gelen devrimci düşüncelerdi ve benimsenmesi oldukça uzun bir zaman aldı.<br />
Einstein’ın görelilik kuramlarıyla varılan en önemli sonuçlardan biri de kütle ile enerjinin eşdeğerliliğidir. Demek ki, kütle bir enerji biçimi olduğuna göre, kütleçekimini de bir kuvvet olarak değil, uzayda kütlenin varlığından kaynaklanan bir enerji bandı olarak düşünmek gerekir. Bu nedenle, uzaydaki büyük kütleli gökcisimlerinin yakınından geçen ışık ışınlarının doğrultusunda bir sapma olur, bu da uzayın “eğrilmesine” yol açar. Einstein, enerji ile kütle arasındaki eşdeğerliliği ünlü E=mc bağıntısıyla gösterdi. Bu anlatıma göre enerji (E), ışık hızının (c) karesi ile kütlenin (m) çarpımına eşittir. Işık hızının karesi çok yüksek bir sayı olduğundan, çok küçük bir kütle çok büyük bir enerjiye eşit olur. Einstein’ın özel ve genel görelilik kuramlarına ilişkin makaleleri 1976′da dilimize çevrilerek İzafiyet Teorisi adıyla tek bir kitapta toplanmıştır.<br />
Dünyaca ünlü bir bilim adamı olan Einstein, 1914′te Berlin’de yeni kurulan bir araştırma enstitüsünde fizik bölümünün yöneticiliğine getirildi. I. Dünya Savaşı boyunca Almanya’da yaşadı ve kararlı bir barışsever olarak savaş karşıtı eylemleri destekledi. 1918′de de barışı büyük bir sevinçle karşıladı. Ama 1933′te Nazi Partisi’nin iktidara gelmesi ve Yahudiler’e karşı yürüttükleri eylemler yüzünden artık Almanya’da yaşaması olanaksızdı. Amerika’ya yerleşerek yaşamının sonuna kadar uğraşacağı “birleşik alan kuramı” üstünde çalışmaya başladı. Ne var ki, kuvvetlere ilişkin bütün fizik kuramlarını tek bir kuramda birleştirmeyi amaçlayan bu çalışmasını sonuçlandıramadı.<br />
Einstein bütün yaşamı boyunca dünya sorunlarıyla çok yakından ilgilendi. Gerçek bir barışsever olmasına karşın, Hitler Almanya’ sında atom bombası yapmak üzere çalışmalara başlanıldığını öğrenince, Almanya ve Japonya’nın böyle bir bombayı kullanmalarını engeller düşüncesiyle atom bombasının ilk kez ABD’de yapılmasına ön ayak oldu. Ama II. Dünya Savaşı’nda bu bombaların Japonya’ daki Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atılmasından sonra, atom silahlarının denetlenmesini ve dünya barışının kurulmasını içtenlikle destekledi. Alçakgönüllü ve sevecen bir insan olan Einstein aynı zamanda bir müziksever ve yetenekli bir kemancıydı.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=180&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/albert-einstein-hayati-ve-buluslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alexander Graham Bell Hayatı ve Buluşları</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/alexander-graham-bell-hayati-ve-buluslari/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/alexander-graham-bell-hayati-ve-buluslari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 15:23:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Adamları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[graham bell]]></category>
		<category><![CDATA[gramofon]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[Alexander Graham Bell Hayatı ve Buluşları, Telefonun İcadı, Telefonun Mucidi&#8230;
1876′da Telefonun icadı ile tanınan Alexander Graham Bell, 1847 de İskoçyada Edinburgh da doğdu. Ontario ya yerleşti, daha sonra Amerikaya, ve Boston’a yerleşti.
Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-159" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="grahambell" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/grahambell.jpg" alt="grahambell" width="168" height="218" />Alexander Graham Bell Hayatı ve Buluşları, Telefonun İcadı, Telefonun Mucidi&#8230;</strong></em></p>
<p>1876′da Telefonun icadı ile tanınan Alexander Graham Bell, 1847 de İskoçyada Edinburgh da doğdu. Ontario ya yerleşti, daha sonra Amerikaya, ve Boston’a yerleşti.</p>
<p>Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.</p>
<p>Telefonun yaratıcılarından olan Graham Bell’in annesi doğuştan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuşmayı öğretmenin yollarını geliştirmeye çalıştı. İki kardeşi veremden ölünce, babası kalan tek oğlunun sağlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiştiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.</p>
<p>Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çağrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin işitme fizyolojisine ilişkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceği düşüncesi üzerinde yoğunlaştı. Bu sırada başka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. İlisha Gray bunlardan biriydi.</p>
<p>İngiletere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaşama geçirmeye ve işitme engelliler için duymalarını sağlayacak aletler yapmaya girişti. Thomas Watson adlı bir elektrik mühendisi ile birlikte çalışmaya başladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiğinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir başka yere gittiğini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Şubat 1876 günü Bell ve Gray telefon patenti almak için ayrı ayrı başvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediği patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:</p>
<p>“Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum.”</p>
<p>Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 125 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluş yıldönümüne denk gelen bu buluşu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı. Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi.</p>
<p>Eşi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiği Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eşini ne de sağırları unuttu. Eşine yazdığı bir mektupta “Eşin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol sağırları ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır.</p>
<p>Bugün öne çıkan buluşlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoğu sağırlık konusundaydı. Sağır annesinin ve eşinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi başardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell Sağırlar Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da Sağırlar için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliştirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri aleti denedi.</p>
<p>Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiği Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip şapkanızı sallayın.” Bell şapkasını salladığında artık telefon doğumunun ardından emeklemeye başladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon şebekesine sahip kent oldu.</p>
<p>Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduğu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneği başladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya başlayan Emma Nut oldu.</p>
<p>Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu telefon” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleşmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu değil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eşi telefon şirketinde çalışıyordu. Cenaze işleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eşine bağlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı başardı. Halk yeni telefona “kızsız telefon” adını taktı.</p>
<p>Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuş bulunuyordu. Bağlanmak istenen numara tuşlara aranan numarada yer alan rakamın değeri kadar basılarak sağlanıyordu. Arayan kişi tuşa kaç kez bastığını sık sık şaşırdığı için karmaşaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.</p>
<p>Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.</p>
<p>O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:</p>
<p>“Sohbet. Ağızdan kulağa telefonla konuşarak çok daha rahat…”</p>
<p>Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya bağlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.</p>
<p>Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen oteller arasında kıyasıya bir savaş başladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına bağlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye başladı. Bu evlere ve iş yerlerine yayıldı.</p>
<p>Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı.<br />
Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediği National Geographic dergisindeki yöneticiliğiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uğrayan ve ağır yaralanan ABD Başkanı Garfield’ın bedenindeki kurşunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliştirilmesinde kullanıldı. Deniz ve hava taşımacılığı için projeler gerçekleştirdi.</p>
<p>1893 yılında telefon ile ilgili gelişmeleri kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Şu anda duyabildiğimiz sanatçı ve şarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de başaracak.”</p>
<p>Bu sözler “televizyon” özlemi olarak yorumlanmasına karşın gelişen teknoloji görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden canlı yayınla iletişimi işaret ettiğini göstermektedir. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filminden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde başka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak değil hissederek elde edeceği günleri tartışıyor.</p>
<p>Sağırlığa karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluşu armağan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” resimleri kullanıldı…</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=158&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/alexander-graham-bell-hayati-ve-buluslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uçağın İcadı ve Gelişimi</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/ucagin-icadi-ve-gelisimi/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/ucagin-icadi-ve-gelisimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 21:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[rozler]]></category>
		<category><![CDATA[uçağın icadı]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[zeplin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[İnsanoğlunun göklerle tanışması ve uçağın icadı, gelişme süreci&#8230;
1783’te Jen François Pilatre De Rozler adlı bir Fransız fizikçi, balonla havaya yükselen ilk insan oldu. Bu, o dönem için büyük ve çok zor bir başarıydı. Onun başarısı, Montgolfier Kardeşler’ın daha büyük bir hevesle çalışmalarına yol açtı.
Rozler’in tarihe geçen uçuşundan birkaç hafta sonra, Rozier ve Maruis d’arlandes, kral [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong><img class="alignleft size-full wp-image-145" style="border: 2px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="ucak" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/ucak.jpg" alt="ucak" width="252" height="119" />İnsanoğlunun göklerle tanışması ve uçağın icadı, gelişme süreci&#8230;</strong></em></p>
<p>1783’te Jen François Pilatre De Rozler adlı bir Fransız fizikçi, balonla havaya yükselen ilk insan oldu. Bu, o dönem için büyük ve çok zor bir başarıydı. Onun başarısı, Montgolfier Kardeşler’ın daha büyük bir hevesle çalışmalarına yol açtı.</p>
<p>Rozler’in tarihe geçen uçuşundan birkaç hafta sonra, Rozier ve Maruis d’arlandes, kral XVI Louis’nin de hazır bulunduğu bir seyirci topluluğu önünde, 8 km.lik balonlu uçuşu gerçekleştirdiler.</p>
<p>Daha sonra, hava geçirmeyen ve böylece gaz kabı olmayan balonlar, havadan hafif olan hidrojen gazının kullanılması ve daha rahat “sepetler” kullanılarak gelişti. 1785’te, Blanchard ile Jeffiers, Fransa ile İngiltere arasındaki Manş Deniz’ni balonla, uzun ve tehlikeli bir yolculuktan sonra aştılar.</p>
<p>Balonların zor hava koşullarına dayanıksız olmaları nedeniyle, bir motor ve dümene gereksinimleri olduğunun anlaşılması, 1852 de yine Fransa’da, ilk hava gemisinin uçurulmasına yol açtı. Bir demiryolu işçisi iken, kusursuz bir mühendis olan Fransız Henri Giffard yaptığı bu araca, “Giffard I” adını verdi.</p>
<p>Dümenli (yönetilebilir) hava gemilerine 1872 de buharlı makine yerine, içten yanmalı motor takılınca bu alanda çok büyük bir adım atıldı. Bu aracı, alman mühendis Paul Haenlein icat etti.</p>
<p>Yönetilebilir hava gemilerinin, iki temel özelliği vardı: biri, sert yüzeyleri, diğeri de motorları. Özellikle taşımacılıkta çok yarar sağladılar. Ömürleri, 1852 ile 1937 yılları arasındaki 85 yıl sürdü. ABD’nin Lakehurst bölgesinde uçurulan Zeppelin Lz 129 ile sona erdi.</p>
<p>En ünlü hava gemileri olan Zeppelin’lerin gökyüzünde boy göstermesi, 1900’de Alman subayı Graf Ferdinand von Zeppelin’in 126 metre uzunluğundaki hava gemnisiyle Constance Gölü üzerinde uçması sonucu gerçekleşti. Ama, 1937’de Lakehurs’ta 36 kişinin ölümüyle sonuçlanan Zeppelin kazasıyla birlikte, bu tür hava gemileri tarihe karıştı.</p>
<p>Leonardo da Vinc’nin uçma makinesi, pilotun ellerini oynatması ile kanatları, başını oynatması ile de kuyruğunu hareket ettirme ilkesine dayanıyordu.</p>
<p>Araştırma niteliğinin ötesinde, uygulamada pek bir değer taşımayan bu araç, üç yüz yıl boyunca pek çok meraklı, hatta fanatik tarafından denendi. Bu uğraşlar, dünyada yerçekimini aşma yolunda yapılacak teknolojik gelişmelere temel oluşturdu.</p>
<p>lowe1850’de William Nenson tarafından projesi çizilen “hava buhar arabası”, yaratılışını, bir planör modeli, sonra da gerçeğini yapan Sir George Cayley’e borçludur.</p>
<p>Hava gemileri dönemi geçtikten sonra, günümüzün uçağı keşfedildi. Celement Ader ile Otto Lilienthal, uçağın mucitleri diye bilinir.</p>
<p>1890 da kullandığı pervaneli motoruyla yerden bir iki santimetre yükseklikte 50 metre kadar uçan ader, ilk “uçan insan” oldu.</p>
<p>Lilienthal ise, Ader’in aksine, buhar makinesi yerine rüzgar ve doğal hava akımlarından yararlanarak, planörle uçtu.</p>
<p>Lilienthal’in deneylerinden sonra, “uçuculuk” bir bilim dalı haline geldi. Lienthal, 1896’da yaptığı uçuşlarından birinde, yere çakılarak öldü.</p>
<p>Balonun mucitlerinin iki kardeş olması gibi, uçak da Amerikalı iki kardeş Wilbur ve Orville Wright tarafından icat edildi.</p>
<p>İki kanadı olması açısından Lilienthal’ın planörünü andıran bu ilk uçağın planörden farkı, 16 beygir güçlü bir içten yanmalı motora sahip olmasıydı. Ağırlığı da 62 kiloyu buluyordu.</p>
<p>17 aralık 1903 te bu araçla ilk uçuşlarının gerçekleştiren Wright Kardeşler, Kuzey Carolina’aki Kill Devil tepelerinden havalanıp, 12 saniye uçtular. Aracın kat ettiği 500 metrelik yol, modern uçuculuğun başlangıç noktası sayılır.</p>
<p>1908’de Faransa’da Len Mans bölgesinde, ilk kez toplum karşısında uçan Wilburg Wright, Avrupa’da daha sonra 100’ü aşkın uçuş yaptı.</p>
<p>25 Temmuz 1909 da Louis Bleriot, İtalyan Alhessandro Anzani’nin projesini çizdiği motorla donatılmış bir uçakla Manş Denizi’ni Calais- Dover arasında geçti.</p>
<p>1910 da Geo Cahves, Alp’leri geçti ama, yolculuk üzücü bir şekilde, bu Perulu havacının ölümüyle sonuçlandı.</p>
<p>1913’te Franzız Maurica Prevost, tek yüzeyli uçağıyla saatte 200 km hız yaparak uçmayı başardı.</p>
<p>Birinci dünya savaşı sırasında pek çok kişi, uçağın iyi bir savaş aracı olabileceğini düşününce, manevra yeteneği yüksek ve çok hız yapabilen uçaklar üretilmeye başlandı. Bu uçaklar, savaşmak amacından çok, keşifte kullanılıyorlardı.</p>
<p>Daha önce 1911’de Libya’da Türklere karşı savaşırken uçağı deneyen İtalyanlar, savaş uçakları kullanmada başı çekmiş sayıldılar.</p>
<p>Savaş sona erene dek, havacılık da ortak önemli bir sanayi dalı haline gelmişti. Sivil havacılıkta ilk yolcu ve posta uçakları, 1914’te Florida ve İtalya’da kullanıldılar. Böylece önceden saptanmış rotalarda, gerek yurt içi, gerekse yurt dışı seferler yapan yolcu uçakları, giderek daha da arta büyük gelişmeler gösterdiler.</p>
<p>Deniz uçağı ise 1911 yılında ABD de icat edildikten sonra, yine savaş yıllar içinde geliştir.</p>
<p>İki İngiliz bilim adamının 1919 ‘da Newfoundland’den İrlanda’ya giderek ilk kez Atlantik’i uçakla aşan kişiler unvanını kazanmalarından sonra, 1926 da Amerikalı subay Richard Byrd, dünyada ilk kez kuzey kutbu özerinde uçmuştur.<br />
Günümüzde havacılık iyice gelişmiş olup hatta Ufo denilen araçlarla yarışabilecek düzeye gelindiği sanılıyor.</p>
<h5><em>kaynak: bilgiustam.com</em></h5>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=144&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/ucagin-icadi-ve-gelisimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Termometre Nedir? Termometre Çeşitleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.teknik-bilim.com/termometre-nedir-termometre-cesitleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.teknik-bilim.com/termometre-nedir-termometre-cesitleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 20:47:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim Teknik]]></category>
		<category><![CDATA[İcat ve Buluşlar]]></category>
		<category><![CDATA[celcius]]></category>
		<category><![CDATA[fahrenheit]]></category>
		<category><![CDATA[keşif]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[termometre]]></category>
		<category><![CDATA[termostat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.teknik-bilim.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[
Termometre Nedir? Termometre Çeşitleri Nelerdir? Nerelerde Kullanılır? Termometreyi Kim Keşfetti? 
Sıcaklık ölçmeğe yarayan Alet. Yunanca «thermos», ı«ı ve «metron», ölçü’den.
Termometreler ince cam borudan yapılır. Borunun alt ucu şişkincedir, buraya alkol ya da civa doldurulur. Üzerinde derece çizgileri bulunan ince uzun kısmın içindeki hava boşaltılır, sonra ağzı kapatılır. Böylece ısı arttığı zaman tüpün içindeki sıvı genleşir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-141" title="termometre" src="http://www.teknik-bilim.com/wp-content/uploads/2009/10/termometre.jpg" alt="termometre" width="426" height="233" /></p>
<p><em><strong>Termometre Nedir? Termometre Çeşitleri Nelerdir? Nerelerde Kullanılır?</strong></em> <em><strong>Termometreyi Kim Keşfetti? </strong></em></p>
<p>Sıcaklık ölçmeğe yarayan Alet. Yunanca «thermos», ı«ı ve «metron», ölçü’den.<br />
Termometreler ince cam borudan yapılır. Borunun alt ucu şişkincedir, buraya alkol ya da civa doldurulur. Üzerinde derece çizgileri bulunan ince uzun kısmın içindeki hava boşaltılır, sonra ağzı kapatılır. Böylece ısı arttığı zaman tüpün içindeki sıvı genleşir ve yavaş yavaş yükselir.</p>
<p><strong>CELCİUS DERECELERİ</strong></p>
<p>İsveçli fizikçi Anders Celcius (1701-1744), termometrenin derecelenmesinde «yüzlük» bir sistem önerdi; bugün birçok Avrupa ülkesinde ve Türkiye’de bu sistem kullanılmaktadır. Celcius, önce civalı termometre üzerinde iki nokta saptadı: buzun ergime noktasını 0, kaynama noktasını 100 olarak işaretledi. Sonra 0 ile 100 arasını 99 eşit parçaya böldü; bunlara Celcius dereceleri dendi. Daha sonra yazıcı termometre (sıcaklık değişimlerini otomatik olarak bir kâğıda kaydeder) ile maksimumlu ve minimumlu termometre (belli bir zaman aralığında en düşük ve en yüksek sıcaklıkları kaydeder) yapıldı.</p>
<p><strong>CİVALI VE İSPİRTOLU TERMOMETRELER</strong></p>
<p>Her zaman karşılaşılan sıcaklıkları ölçmek için yeterli olan civalı ve ispirtolu termometrelerin ölçme alanı çok dar ve sınırlıdır. Daha düşük sıcaklıkları ölçmek için tolüen ve pentan gibi değişik sıvılar kullanılır. Yüksek sıcaklıklar gazlı termometrelerle ölçülür. Çok incelik isteyen sıcaklık ölçümlerinde, laboratuvarlarda elektrik dirençli termometreler ve termoelektrik termometreler kullanılır.</p>
<p><strong>AZOTLU TERMOMETRE</strong></p>
<p>Azotlu termometre ile l 600 dereceye kadar olan sıcaklıklar ölçülebilir. Bunun üstündeki sıcaklıkları ölçmek için pirometrelerden yararlanılır. Bu âletin, sıcaklığı ölçülecek cisme değmesine gerek yoktur, yalnızca cismin ışımasını ölçmesi yeterlidir.</p>
<p><strong>TERMOSTAT</strong></p>
<p>Termostat, kapalı bir ortamda termometrenin verilerine dayanarak sıcaklığı sabit tutan bir âlettir. Üzerinde, istenilen sıcaklığı elde etmek için ayarlanabilen bir düğmesi vardır; bir ısıtma aygıtına elektrikle bağlanan termostat,, aygıtın verdiği sıcaklığı arttırmağa ya da azaltmağa yarar.</p>
<p><strong>FAHRENHEİT’İN ESERİ</strong></p>
<p>XVI. yy.da ısı, içi hava dolu bir balonla ölçülüyordu. Ancak atmosfer basıncındaki değişiklikler nedeniyle bunun verdiği bilgi yanlış oluyordu. XVII. yy.da Floransa’da ilk ispirtolu termometre yapıldı. 1721′de Alman fizikçisi Fahrenheit, civalı termometreyi gerçekleştirdi. Bugün Anglo-Saksonların kullandığı termometre derecesi onun adını taşır. Bu termometrede 32°F, buzun ergime noktasını; 212°F ise, suyun kaynama noktasını gösterir.</p>
<img src="http://www.teknik-bilim.com/?ak_action=api_record_view&id=140&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.teknik-bilim.com/termometre-nedir-termometre-cesitleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
